ARAYIŞLAR

– RUVEYDA DEMİR

*

Bir eskici, sigarasının söndüğünden habersiz bağırıyor. Etrafta biteviye bir yağmur var ve hava tam da benim sevdiğim gibi. Bacalardan dumanlar tütüyor, ağaçlar son yaprağını da toprağa teslim ediyordu. Bir çocuğun sesi duyuldu uzaktan, durakta servisin gelmesini bekliyordum. Dalgın, yorgun ve suskundum… Kendimi sorgulayıp yargıya varamadığım günlerden birindeydim yine. Acaba diyordum gerçekten sevgi yağmur gibi miydi?  Tükenir miydi? Bir gökkuşağı bile bırakmadan çekip gider miydi? Ya da bir çocuk gülümsemesine sığar mıydı sevgi?

Gözden ırak olan gönülden de ırak olur demişlerdi. Siyah bir yalan bu. Umursamazlığın,vazgeçmişliğin üzerine atılmış bir toprak. Dedikodunun bilgiye dönüşmesi, ayıbın özgürlük olması, yılanın dik olması kadar sahte. Sadece okuyarak ve dinleyerek yol alan birçok insan var: Yunus Emre, Âşık Veysel,  Necip Fazıl… Aslında Rabbin yanındadır, kalbindedir; hissedersin ama göremezsin. Bir dua edersin, sesin göklerde yankılanır yahut ağzının içinde kaybolur ama ulaşamaz muhatabına.

Hissedersin onun seni duyduğunu. Seven için mesafe yoktur. Dokunamazsın ama hissedersin, göremezsin ama bakarsın, duyamazsın ama anlaşırsın. Ya yanımızda olanlar, onların hepsi kalbimizde midir? Elbette değildir. Onlarla konuşuruz ama iletişime geçemeyiz, hem yanımızda hem de çok uzağımızdadırlar. Dokunuruz ama hissetmeyiz. İşte o sırada uzaktır gönüller birbirine. Bir boşluk yaşanır kalbinde, bir ürperme gelmiştir tenine, göklerdeki uçurtman kayıp gitmiştir elinden, şekerin yere düşmüş, rüzgârla konuşurken şeker tadı yoktur dilinde… Havada asılı kalıyordur söylenenler; dinleyen, duyan yoktur.

Bırakma kendini, sıkı tut uçurtmanı.Uçsun ama sesin kadar uçsun, senin olmayan yıldızlar gibi değil. Sürsün ama ömrün kadar sürsün, yüzyıllar süren uyku kadar değil. Beyza bir sayfa aç defterinde; yakındaki uzaklar, uzaktaki uzaklara dönüşsün. Vazgeçme konuşmaktan. Kalbine vurduğun kilidi, dilindekini çözdüğün gibi çöz.  Bir dua et: Masum bir çocuk “Anne!” diye seslensin, söğüt ağacı baharda emanetini topraktan alsın, hava yeniden aydınlansın, ezanlar okunsun, gönülden ırak olanlar da kıştan nasibini alsın, gözündeki son damla kurumadan düşsün, bülbülle gül kavuşsun… Ve bir selam ver yine: Melekler duaya bürünsün…

Bak işte,  vazgeçmedin koşmaktan; uzaktaki yakınlıklardan haberdarsın artık. Sözü çürüttün, çocuğunun sesini duydu anne, uçurtman göklerde dalgalanmaya devam ediyor, orucunu açtı ezan sesini duyanlar, duman tüten ocaklara bahar geldi, kalbinin zincirleri kırıldı, taassup bitti, teslimiyet başladı. Umarsızca donarak öldü umursamazlık…

İşte kalemden dökülenler… Bazı uzaklar asıl yakın, bazı yakınlar ise asıl uzaktır. Sevgiyi kilometreyle ölçmeyi bırakmalıyız, ölçü biriminin aslına sadık kalmalıyız… Yanımızdakiler her adımda, kalbimizdekiler ise her nefeste yaşarlar; her harekette, her hakikatte, her duada, her kelamda ya da bir kalemde…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram