
Kadın konuştu, konuştu, konuştu…. Adam durdu bir süre, kadın merak etti, acaba bu kadar bekledikten sonra ne diyecek diye. Adam sessizce; “Peki!” dedi. … Ve fırtına koptu birden.
Tam tersi de olabilirdi aslında. Kadın ”Peki!” dedikten sonra bir fırtına kopar mıydı onu tam bilemiyorum.
Peki, nedir acaba? Türkçe konuşmanın gri bölgesi, sessizliğin sözlü versiyonu, belki de en diplomatik kabullenme ifadesi. Dilimizdeki bu küçük dev, içimizdeki fırtınaları susturup dışarıya uysal bir kabulleniş olarak çıkıverir. Peki, neden bu kadar sık başvurduğumuz bir limandır?
“Peki” aslında tek bir kelime değil, bir duygu yansımasıdır. Tonlama ve vurgu, bu küçük kelimeyi sessiz bir beyaz bayraktan keskin bir diplomatik silaha dönüştürebilir. Hafifçe düşen bir sesle söylenen “Peki, öyle olsun,” içimizdeki muhalefeti usulca gömen, savaşmaktan vazgeçmiş bir teslimiyetin yorgun ifadesidir. Enerjiyi koruma, dalgayı kırma kararlılığı taşır. Buna karşılık, keskin, vurgulu ve biraz uzatılarak söylenen “Pekiii, tamam o zaman!” ise sabrın son zerresinin de tükendiğini ilan eder; bu, diyaloğu noktalamak, daha fazla açıklama dinlememek için alınan bir karardır. Alt metninde “Anladım, yeter artık, lütfen konuyu kapat!” yazar.
Sonra, kaşların hafifçe kalktığı, dudakların belli belirsiz bir kıvrımla şekillendiği bir ton vardır: “Peki, tabii, sen bilirsin…” Bu, ironi yüklü pekidir. Söylenene samimiyetle inanmadığımızı, hatta hafiften alay ettiğimizi gösterir. İçten içe “Bu dediğinin asla olmayacağını ikimiz de biliyoruz.” demenin kibar, neredeyse nezaket sınırlarında gezinen yoludur. Fakat bir de tam tersi bir enerji barındıran, gelecek vaat eden bir peki vardır. Enerjik, diri, hemen ardından bir “ama” veya “şöyle yapsak” gelecekmiş gibi söylenir: “Peki! O zaman ben de şunu öneriyorum…” Buradaki kabul, bir teslim olma değil, aksine bir strateji değişikliği, muharebeyi farklı bir cepheden sürdürme kararıdır. Her biri aynı dört harfin, insan kalbinin labirentlerinden geçerek ses bulmuş farklı halleridir.
“Peki”nin altında yatan çoğu zaman çatışmadan kaçınma dürtüsüdür. Kültürümüzde direkt “hayır” sert, kırıcı bulunabilir. “Peki” ise o kırmayı erteler, yumuşatır, belki başka bir zamana yolcu eder. İlişkilerdeki dengeyi bozmamak, ortamı germemek için gönüllü bir sığınaktır.
Peki, çoğu zaman bir paradoksu da barındırır içinde: Dışarıya “Uyum sağlıyorum.” mesajı verirken, içeride bir öfke veya güceniklik birikebilir. Sürekli “peki” diyen insan, bir süre sonra kendi isteklerinin üzerini örten bir duvar örmüş olur. Ruhsal durum, dışarıya gösterilen uysallıkla içeride yaşanan gerginlik arasında sıkışıp kalır.
Modern Çağın Peki’si: Dijital Teslimiyet
Günümüzde “peki”nin en yaygın kullanım alanı belki de dijital iletişimdir. Mesajlaşmalarda yalnızca “Peki.” yazmak, sohbeti bitirmenin, hatta bazen pasif-agresif bir tavır takınmanın en kestirme yoludur. Noktayla bile bitiyorsa, durum ciddidir. “Peki…” şeklinde üç noktayla bitiyorsa, karşı tarafa bir şeylerin eksik veya yanlış gittiği mesajını verir, bir nevi dijital iç çekiştir.
“Peki” demek her zaman olumsuz bir iç dünyaya işaret etmez. Bazen bilgeliğin, olgunluğun göstergesi de olabilir. Önemsiz meselelerde inatlaşmamayı, enerjimizi daha değerli savaşlara saklamayı seçtiğimizin işaretidir. “uysal suyun sert kayayı aşındırması” felsefesinden hareketle, yumuşak bir kabullenmenin zamanla daha büyük bir etki oluşturabileceğini bilmektir.
Ancak dikkat! “Peki” kronikleştiğinde, kişinin kendi sınırlarını çizemediğinin, sürekli başkalarının istekleri doğrultusunda büküldüğünün alarm veren bir işareti olabilir. İç sesimiz “hayır” diye haykırırken, dudaklarımızdan çıkan “peki”ler, ruhsal bir yarılmanın belirtisidir.
Peki mi, Değil mi?
Belki de “peki”yi dozunda kullanma sanatında gizlidir denge. Neyi kabullenip neyi kabullenmeyeceğimizi bilmek, “peki”yi bir teslimiyet silahı değil, bilinçli bir tercih aracı haline getirir. Bir dahaki sefere “peki” demek üzereyken, içinize kısa bir soru sinyali gönderin: Bu “peki”, içimdeki hangi sesin tercümanı?
Ben “aynen” ile birlikte bıraktım “peki” demeyi. İkisi de benim için bir geçiştirme stratejisinin yansıması anlamına geliyor.
Peki, yazıyı burada bitirelim mi? Tabii, siz bilirsiniz…
*
MUSTAFA UÇURUM
