ZALİME KARŞI TAVIR

 – HAŞİM KALENDER

*

“Zulme sessiz kalınır mı? Ya da zalime zulüm yapılmalı mı?” Çocukken yaşadıklarımız, kişiliğimizin oluşmasında,  olay veya durumlara karşı nasıl tavır sergileyeceğimiz hususunda belirleyici oluyor. Nasıl mı? Anlatayım.

O zamanlar hayat şartları çok kötü. Yollar kışları kapanır, açılması da epey zaman alırdı. Evimizin şehir merkezine uzaklığı özellikle uzun kış geceleri nedeniyle içimizdeki insan özlemini artırır, misafiri daha fazla sevmemizi sağlardı. Neyse ki evimiz yol ağzıdır, uzak köylerin uğrak yerindedir.

Marabuz ve yukarı köylerden gelenler genelde bizde kalır, üstünü başını kurutur, dinlenir, ertesi gün sabah erkenden Tanır’a yürür, oradan bir vesaite binerek Afşin’e ulaşırdı. Afşin’den dönüşte yine aynı durum tekrarlanırdı.Bizim ev orta yerde sayılır.Gelenler ikinci gün seyahatlerine devam ederlerdi. Babam rahmetli, misafir olduğu zaman çiçek gibi açar; bir bakarsın hikâye anlatır bir bakarsın yaşanmış olayları… Arada deyişmeleri, gür sesi ve kendi yorumlarıyla sazsız türküleştirir, ayrı bir sohbet havası doğururdu. Bizler cemaatin alt tarafında bekler hizmetlerinde bulunurduk ki babamda misafir kaç yaşında olursa olsun üst tarafa oturmaz, çok zaman hizmetini kendisi yapardı. Sohbetlerin arasında çeşitli hikâyeler de anlatırlardı. Gerçek hayat hikâyeleri de anlatırdı. Bu anlattıklarını ilgiyle dinlerdim. Müthiş bir tat vardı bu anlatılanlarda. Onlardan biri şöyledir:

Namı değer Dirgen Ali Binboğa, dedemin eniştesidir yani bacısının eşidir. Dedem Haşim Kalender de Marabuz’un ağasıdır.Yardım sever, elinde bir ekmeği bile olsa bölüşen, ahalinin sevgilisi bir insan.

Dirgen Ali bir suçtan tutuklanmıştır ve Gaziantep cezaevinde yatmaktadır. Oğullarıyla birlikte dokuz kişidirler.Hanımı Hatice Hatun’a yazdığı bir şiirin sonunda bunu kendi ağzından beyan etmiştir:

Yazdığımı sevdiğime gösterin

Hatçe’m senden karşılığın isterim

Şu Antep’te dokuz yiğit beslerim

Alnıma yazılmış bu kara yazı.

İletişimde olsun ulaşımda olsun zamanın şartları zordur. Devlet, Antep’ten bir görevli göndererek Dirgen Ali’nin olayı ile ilgili Afşin’deki şahitleri tespit ettirir ve şahitler alınarak kimi yaya kimi atlı Antep’e getirilmesi planlanır. Dedemi de Dirgen Ali’nin şahidi olarak alırlar. Dedem Haşim Ağa, çok babayiğit ve kiloludur, gidecekleri yere atıyla gider. Şahitler hep taraflıdır, dedem de katılır şahitler tayfasına. Giderlerken, onlar devlet görevlisine kendi dillerince ağlarlar. Kiminin kolu kırılır, kiminin ayağı. Diğeri başka dertlenir derken görevli kendince kinlenir dedeme. Ters davranmaya başlar ve epey yol aldıktan sonra dedemi atından indirir, dedem zar zor yürümektedir. Görevli gidemeyeceğinin farkına varınca dedeme bir katır tahsis eder, atını yine vermez dedeme, yola devam ederler. Dedem hiç söze katılmaz, şahit gurubu kalabalıktır. Hepsi sekiz on kişi varlar. Atlarla dağlar aşılır, Bertiz’e ulaşılır ve görevli bir kapıyı çalar. İçerden çıkan bey bunları buyur eder, yolun uzun olduğunu, yorulduklarını, kendisinin devletin görevlisi olduğunu beyan eder. Durum anlatıldıktan sonra yarı içeri yarı dışarı istirahata geçerler. O arada şikâyetler devam etmektedir. Kimi Dirgen Ali’nin kendini nasıl dövdüğünü, kimi azarladığını, kimi kovduğunu, sürekli bir şeyler anlatır dururlar. O arada ev sahibi elinden geleni yapmakta, misafirlere hizmet etmektedir. Gizli gizlide konuşulanlara kulak vermektedir. Konu Dirgen Ali olunca “Beyim!” der görevliye “Konuyla alakası olan adam Norşunlu Dirgen Ali midir?” “Evet!” der. Görevli “Evet!” anlamında başını sallar. Ev sahibi şaşkınlıkla “Eğer müsaade ederseniz birde ben yaşadığım bir olayı anlatmak isterim, müsaadeniz olursa.” der. Görevli kabul eder, “Gel otur.” denilir. Ev sahibi, ev sahibi olmanın gereği sedire oturmaz, alt tarafa oturur ve başlar anlatmaya. Ev sahibi anlatmaya başladığı sırada dedem “Eyvah!” der. “Bizim deli buna ne yaptı? Şimdi katırı da elimden alırlar.” diye hayıflanır.

Beyim biz önceleri böyle varlıklı değildik. Ne yiyeceğimiz ne giyeceğimiz vardı. Fakat üzümlerimiz her zaman olduğu gibi güzel ve ünlüydü. Kıtlık zamanı üzümden başka bir şeyimiz yok. Üzüm karın doyurmaz ama yanında ekmeğimiz olsa dürüp yeriz, deriz. Satacağımız da bir üzümümüz vardır. Bunu bildiğimiz içinbir dostun da tavsiyesi üzerine, sandıklara üzüm doldurdum, üç eşeğe denkledim, yola revan oldum. “Bağ bozum zamanı, son güz. Üzüm Afşin’de satılır.” dediler. Sizin geldiğiniz o yoldan sürdüm, akşamüzeri Afşin’e vardım.

Üç beş vatandaş geldi, üzüme baktılar. “Kardeşim, bizim üzüm bundan kötü değil ki, Afşin’in dört tarafı da bağdır! Afşin’de bağı olmayan ev yoktur. Sen satacaksan Norşun’a (Altunelma) ya git, onların bağı yoktur, orada satabilirsin.” dediler.Adamın söylediği bana mantıklı geldi.Karnım aç, kimseye diyemedim. Arada üzüm atıştırarak gecenin karanlığında sürdüm eşekleri… Norşun’a yaklaşınca…

Hava karanlık. Birkaç kişi çevirdi yolumu. “Hayırdır, nereye?” dediler. Anlattım durumu. Çocuklarımın aç olduğunu, üzüm satmaya geldiğimi söyler söylemez içlerinden uyanık olanı elindeki çuvalı başıma geçirdi ve başladılar bana vurmaya. “Kalk ve geldiğin yere dön.” deyip eşek ve üzümleri alarak uzaklaştılar.

Ağlıyordum. Geldiğim istikamete doğru yürümeye başladım ki arkadan bir çift öküze boyunduruk vurulmuş, karasabanı tersten asılmış, tıkır tıkır gelen adamı fark ettim. Çok geçmeden bana yetişti. Çiftçiymiş. Gördü ki ağlıyorum, niye ağladığımı sordu. Olanı biteni olduğu gibi anlattım. Çiftçi dedi ki “Ben seninle dönerim fakat tohumu akşamdan ektim, sürmezsem tohumlar araya gider, mutlaka tarlayı sürmem lazım. Sen köye dön, orada Dirgen Ali’nin evini sor ve durumunu Dirgen Ali’ye anlat. O, senin eşeğini de üzümünü de bulur.” dedi. Çaresiz dayak yediğim köye doğru geri döndüm. Çiftçi biraz da sert mizaçlıdır, ister istemez korktum, çekindim.

Norşun tarafına yürürken gün ışıdı. Başka bir köylüyle karşılaştım. Ben hâlâ ağlıyorum. Köylü, “Hayırdır kardeşim n’oldu, neyin var?” dedi. Köylüye de başımdan geçenleri anlattım. Köylü, “Kardeşim sen deli misin? Git köyün muhtarını bul. Derdini ona anlat. Dirgen Ali kim?Nasıl bulacak senin eşeğini?” dedi. Köylü haklıydı. Muhtarı buldum ve durumu anlattım. Muhtar, “Kim olduklarını gördün mü, görsen tanır mısın?” dedi. “Yok! Görmedim.” dedim. “Başıma çuval geçirdiler.” “Be kardeşim ben müneccim miyim? Seni öldürmediklerine dua et. Bak hâlâ hayattasın. Çek git evine!” dedi. Gerisin geri döndüm.

Açlıktan yürüyemiyordum. Çiftçiyle karşılaştığımız yere yaklaşmıştım ki işini bitiren ve tekrar köye dönen çiftçiyle aynı yerde tekrar karşılaştık. Bu arada kuşluk vakti oldu. “Hayırdır Bertizli kardeşim, eşeklerin nerede?” dedi. “Ben senden sonra bir köylüyle karşılaştım, o bana muhtara gitmemi söyledi, bana da makul geldi, muhtara vardım, muhtar, seni öldürmediklerine şükret, dedi, geri yolladı.” dedim. Çiftçi öyle bir kızdı ki bana, yarı hakaretle dönüp ‘Ben sana muhtara mı git dedim be adam!’ dedi. Çiftçiyle beraber başladım tekrar köye doğru yürümeye. Çiftçi öyle kızgın ki vursa düşeceğim, kalkacak halim de yok. Ayaklarımın biri diğerine dolaşıyor. Bu arada evdekileri düşünüyorum; öldüler mi, yaşıyorlar mı? Çiftçi yumuşuyor, gönlümü alıyor.

Büyük bir evin önüne geldik. Aşağıda çatal kapı var, oradan çiftçi çağırdı.”Fakııı!” Üst katta, balkona ufak yapılı, kara kuru bir adam çıktı, beni gösterip “Bu adamın anlatacakları var, ağaya götür.” diyerek yanımızdan ayrıldı. Fakı, kapıyı açtı, beni içeri aldı, yukarı çıktık. Ağa başköşede oturuyor. “Selamünaleyküm ve aleykümselâm!” Hoşbeşten sonra ağa önüme tabakayı attı sigara yak diye. “Benim sigara içecek halim yok ağa! Ben sigara içmem.” dedim. O arada “Fakı oğlum Bertizli açtır, yanımızda çekinir, iyi yiyemez, öbür odaya sofra aç.” dedi. Köy odasıymış, dışarıdan gelip misafir olmak isteyenler orada kalır, ağırlanırmış. Tabii ağaya ait. Çok geçmeden Fakı beni çağırdı, vardım öbür odada yemek hazırdı. Yumdum gözümü ne varsa yedim. “Evdekiler, n’oldu?” diye de düşünmeden edemiyordum. Yemekten sonra tekrar geldim odaya gösterilen yere oturdum. Ağa tabakayı tekrar attı önüme. Ben bir sigara sardım, yaktım. Hemen arkasından “Evet Bertizli, gelene niye geldin denilmez ancak başkada öğrenme şansımız yoktur. Bir sıkıntın var ki geldin, beni buldun.” “Ağam!” dedim, “Ben seni rahatsız etmeyecektim, çiftçiden korktum. Beni getiren çiftçi. O söyledi, seninle ilgisi yok ama durum böyle böyle. Yolumu kestiler, eşeklerimi, üzümlerimi alıp beni de dövdüler. Çor çocuk evde aç, yanına geldim.” dedim. “Tamam sen canını sıkma!” dedi. Fakı’ya da “Fakı, oğlum git, falan falan adamları al gel!” diye üç isim söyledi. Köy yeri, herkes birbirini bilir, köyde kim bu işle uğraşır Dirgen Ali bilmez mi? Fakı gitti çok geçmeden adamlarla geldi. Ağa bana dönerek “Bertizli bak bakalım seni dövüp eşeklerini alan adamlar bunlar mıydı?” dedi. “Yüzlerini görmedim, hava karanlıktı. Yanıma gelince de başıma çuval geçirdiler.” dedim. Bu arada ağanın mangalı ortada, mazı odunun közü korlaşmış. Arada maşayla karıştırıyorlar içinde çıngılar savruluyor. Ağa adamlardan birine dönerek “Adamın eşeklerini üzümlerini çalmışsınız, gidip getirin.” Adamlar avrat boşuyor, yemin ediyorlar. Ağa,”Fakı, örmeyi getir, adamı da şu orta direğe bağla.” dedi, maşayı da mangaldaki közlerin içerisine daldırdı. Ortada bir ardıç direk var. Adam kalınlığında. Adam direğe sarılı vaziyette. Fakı, örmeyle adamı direğe sıkıca bağladı. Bu arada ateşin üstündeki maşa kıpkırmızı olmuştu. Ağa, “Fakı adamın şalvarını indir.” dedi. Korktum, Ağa’ya “Elini öpeyim, bunlar değildi, kıyma adamlara.” Bertizli seni de bağlarım direğe. Çekil aradan!” dedi. Çekildim bir köşeye, titreyerek seyrediyorum. Fakı tam şalvarı indirirken adam dillendi, yalvarmaya başladı. “Ağa’m b.kunu yiyim, biz ettik sen etme, eşekler falan mağarada, üzümleri de yedik.” Ağa, “Tamam, çöz şimdi oğlum Fakı şu eşkıyaları!” Fakı adamların iplerini çözdü.

Adamlar karşımızda. Elleri önünde bağlı, mahcup bir şekilde bekliyorlar. Ağa bana dönerek “Bertizli kaç taneydi eşeğin?”  “Üç taneydi Ağa’m.” “Yani altı sandık?” “Evet Ağa’m. “Bu arada adamın biri eşekleri getirmeye gitti. Biz hesaba başladık. Ağa sordu: “Bertizli altı sandıkta kaç kilo üzümün vardı?” “Her sandıkta ancak yirmi beş kg olsa yüz elli kg eder ağam!” dedim. “Oğlum, olur mu yirmi beş kilo? Sizin eşekler iri olur, sandıklarınız da büyüktür. Elli kilo alır.” “Yok Ağa’m.” dedim. “Yirmi beş kilo ancak taşırlar.” Bu arada Ağa, “Ah Müslüman, ah!” diyor. “Peki Bertizli, kaça satacaktın bu üzümleri?” “Kilosunu beş kuruştan verecektim.” “Oğlum olur mu? Taa Bertiz’den gelmişsin ki bu Bertiz üzümü. Bizim üzümler, beş kuruştan satılıyor.” “YokAğa’m ihtiyacım vardı, beş kuruştan verecektim.” Yine Ağa diyor, “Ah Müslüman, ah!” “Fakı, hesapla Bertizlinin üzümü ne kadar ediyor?” Fakı hesapladı. Üzerine de kendi ekleyerek “Al oğlum paranı.”dedi.

Bütün bu olan bitenler sırasında eşekler geldi. Aşağı indik. Fakı beni savuşturacak. Dirgen Ali, yukardan çağırıdı: “Fakı oğlum, adamın çocukları açmış, onun sandığının bir gözüne bir deri çökelek koy.” Fakı getirdi çökeleği. Çökeleği koyunca bendeğin biri ağır bastı. Ben taş koymaya çalışırken Dirgen Ali, “Fakı!” diyor, “Anangil ekmek ediyordu. Bir bendek de ekmek koyun. Diğer tarafa öyle gider mi? Bilmiyor musun?” Hani kadınlar, ekmek emek işidir, der ya… Hatice Hatun biraz gönülsese de Fakı, ekmeği kırmadan ustaca kucaklayıp çökeleğin karşısına sandığın üzerine koydu. Yukardan seslendi Dirgen Ali, “Bertizli Allah işini rast getirsin! Yolun açık olsun. Olur da yolda rahatsız eden olursa Dirgen Ali’nin yanından geldiğini söyle. Kimse sana dokunmaz.” Çıktım yola. Karnım tok, cebim paralı, uçuyorum. Nefes aldırmıyorum eşeklere. İşte bu ev o zaman da vardı. Kapıyı çalıyorum ses yok. Çırpınıyorum kimse yok. Arkadaki şu küçük temek var ya, ha orayı kırarak içeri girdim. Çocuklar ve hanım son nefesteler, kapıyı açacak mecalleri yok. “Kapıyı açamıyoruz.” diyecek sesleri de yok. İşte beyim o çökelek ve o ekmek var ya her şeyimizi ona borçluyuz. Onlarla can bulduk. Anlattığınız adam, Dirgen Ali belki zalimdi ama zulme karşı zalimdi. Eşeğimi, üzümlerimi ve emeğimi çalan zalimlere ve onun gibilerine zulüm şart değil mi?

Devlet görevlisi dedemi oturtuyor. Tavırları değişiyor, yola çıktıklarında da dedemin atını da geri veriyorlar. İstikamet, Gaziantep…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Ayakkabı Bot ve çizme Günlük ayakkabı Bot ayakkabı modelleri Çizme ayakkabı Terlik ayakkabı Sandalet Babet Spor ayakkabı Topuklu ayakkabı İç giyim Mayo Çorap Fantezi giyim İç çamaşır takımları Sütyen Gecelik Pijama takımı Gece elbisesi Plaj giyim Giyim Büyük beden Tesettür Etek Trenckot tarz eşofman takımları bayan Mont Gömlek Pantolon T-shirt Sweatshirt Kırmızı elbiseler Ceket

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram
erotik hikaye sex hikaye seks hikayeleri ormanda tecavüz izle