KARAHASANLILAR

Her insanın bir hikâyesi vardır. O hikâyeyi de tek başına kendisi var etmemiştir. O, yaşanmışlıkların ardında bir boyun nefesi, bir soyun yankısı, bir aidiyetin kadim izi vardır. Zira hikâyesi olan her topluluk, tek başına yürümez. Bu yürüyüşte; kendi kahramanlarını, törelerini, göreneklerini, toylarını, düğünlerini, ağıtlarını ve türkülerle yoğrulmuş destanlarını da omuzlayarak yürür. İşte bu açıdan bakıldığında tarih, kuru bir vakalar silsilesi olmanın ötesine geçer. Seni var eden hafızanın ana damarı, aidiyetin kopmaz bağını oluşturur.

Araştırmacı kimliğinin yanı sıra, hakikat yolunun da yolcusu olan Ali Gültekin Biniş; tarihin tozlu raflarında bekleyen belgeleri bir vicdan borcunun ağırlığıyla gün yüzüne çıkarmıştır. Karahasanlılarda sabrın ilmik ilmik dokunduğunu, çilenin iradeyle yoğrulduğunu ve hakikatin hassasiyetiyle işlendiğini destanın ete kemiğe bürünmüş halini görmek mümkündür.

Bu eser, sadece ansiklopedik bir eser olarak görülmeyip hakikatin ortaya konulması şeklinde okunmalıdır. Okunmalı ki geçmiş ile gelecek aynı vücutta buluşsun. Buluşsun ki kimliğini unutup mankurtlaşılmasın. Ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un “Gün Olur Asra Bedel” de uzun uzun izah ettiği gibi, mankurtlaşılıp başkalarının emellerine hizmet edilmesin.

İnsan, çoğu vakit yazın gölgesinde serinlediği ağacı, kışın ateşine kurban eder. Çoğu zaman değerini bilmediği hasletin bedelini ağır öder. Bu hataya sıkça düşüldüğünden, hakikate hizmet edenlerin layıkıyla anlaşılmaması kimseyi şaşırtmaz. Çünkü zaman, hak edenin hakkını er ya da geç teslim eden en adil terazidir.

Tarihî kayıtların şahitliğinde Karahasanlılar, Oğuzların iki ana kolundan biri olan Bozokların Yıldız Han evlatlarına mensup Beğdili boyunun Yeni-il kolunda kök salmıştır. Bu kök, bir dilin nakli, bir kültürün mayası ve bir inancın sarsılmaz silsilesidir.

Karahasanlılar,  işte bu kökün izini sürerken unutulmaya yüz tutmuş bir hafızayı yeniden diriltmektedir. Bu çalışma, Karahasanlıların gönül atlasını gün yüzüne çıkararak daha görünür hale getirmiştir. Geçmiş ile bugünü aynı kıyıda buluşturan bir köprü hükmündedir. Zira ehlince malumdur ki kimliğini unutanlara tarih, kim olduklarını en acı surette hatırlatır. Bu yüzden bizi biz yapan değerlere sahip çıkmak gibi zaruretimiz vardır.

İkinci baskısı ile eser; yeni belgelerin ışığında daha da derinleşmiş, eserin eksikleri tamamlanmış, eserdeki karanlıkta kalan noktalar aydınlığa kavuşturulmuştur. Karahasanlıların tarihi, dili, inanç dünyası, gelenekleri ve oyunları yeniden ele alınmıştır. Ayrıca isimler ve halk hekimliği gibi yeni başlıklarla zenginleşmiştir. Yurt içinde ve dışında izlerine rastlanan Karahasanlıların tarihleri, boyları ve yerleşim sahaları da ilmi bir düzen içinde ortaya konmuştur.

Dahası, Karahasanlıların Dulkadiroğulları Beyliği içindeki mevkii, tımar ve reaya düzenindeki konumları, Turna Dağı Savaşı’ndan Avusturya Seferi’ne uzanan rolleri, Maraş ve Antep mücadelesine sundukları katkılar, somut belgelerle gün yüzüne çıkarılarak meraklısına sunulmuştur. Karakeçili ve Atmalı boylarıyla olan muhtemel bağlar ile Tahtalı’daki balballı mezarın aidiyeti gibi meseleler de ilmin ışığında ele alınmıştır.

Bütün bu yönleriyle eser, yalnızca bir tarih kitabı değil; bir kimlik beyannamesi, bir hafıza menkıbesi ve bir kültür hazinesidir. Kardeşlik, dayanışma, yardımlaşma ve dostluk gibi insanı insan kılan değerlerin, bu satırlarda yeniden filizlendiği aşikârdır. İnanıyoruz ki bu kıymetli çalışma; vatan, devlet, millet ve bayrak sevgisini daha da yüceltecektir. Millî ve manevî değerlerimizi daha yaşanılır kılacaktır. Kardeşliğin arttığı, dayanışmanın güçlendiği ve dostlukların daim olduğu ufuklara yelken açacaktır.

Karahasanlılar adına böylesine kalıcı ve kıymetli bir eser ortaya koyan Ali Gültekin Biniş’i hürmetle selamlıyor, emeğinin bereketli ve daim olmasını diliyorum.

*

MEHMET GÖZÜKARA

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir