gecenin kıyısındasın ve tekinsiz saatler içimde yokluğun kanayan kör bir kıymık ucu dağılır namlu gölgesine çarpan derin sessizlik güz kokuları sürülmüş bir şafakla uzak
ŞİİR
ARZUHAL
* Karanlık şafaklarda gün doğacak, beklerim. Had bilmezler Kuran’ı yakıyorlar Efendim! Ümmet can çekişiyor, uğrunda emeklerim. Münafıklar her yerden çıkıyorlar Efendim! * Seni anarken
Kalabalık Kataloğu
I aşk kelimelerini yıkayıp astım yalnızlık balkonlarına – kanım kurusun böyle yapmazsam – II susuz bir çeşme hıçkırığı dudağımdaki şu damla damla acı –
AVUCUMDA KIRMIZILIK
dört el dört ayak dört gözle aradım bedenim iki parça yarısı genç, yarısı ihtiyar üst çenem ana diş alt çenem protez üzüm bağı dilimde
MAHŞER İÇİMİZ
Ayaklar altına serilmiş Binbir çeşit ayna Kendini görmek isteyen Eğsin başını Rüyalar sizin Kendinize anlattığınız kadar gizli Dürüst olduğunuz kadar aşikar kelimeleriniz
MATEMDEKİ KARANLIK
yavaş yavaş kayıyor elimizden çocuk gidiyor rüzgarın kaypak taraflarına gençliğimin ecel terleri döktüğü kuyusu matemden gözleri karanlık kavruk teninde yaklaşmakta olan tufanın habercisi
HİKÂYEDİR KALANI
* Aşka müptela olalı âh ü figandayım ben Kırık bir sandal ile od’dan ummandayım ben Yana yana kül olanlar tekrar yanmaz dediler O vakit
ZULMET, DUA VE ODA
kapı aralık; giren yok, bekleyen gölgeler. gürültü değil bu; çöküyor sükûnetin tortusu. camda kızımın silik çehresi, yüzü mü, yoksa sızısı mı buğuya hapsolmuş yutulmuş
BENİM ADIM MART
Sormayın beni bana, araftayım arafta. Üşümek nerededir, yanmak hangi tarafta? Ne bir zemheriyim ben ne bahar baştan başa. Ocak üvey evlattır benim yanımda kışa.
BİR SOLUK KAN KRİSTALİ
bir kuş sökünü göğümde düşüyor toprağın, suyun damarlarına kızıl ve kara, ışıl ışıl renklerin sorgusuzluğunda firari düşlerden geriye kalan kubbelensin bu kentin üzerine o










