* On dördünde ay misali Yüzün beni benden alır. Tabiatın melekvari Özün beni benden alır. * Sinemdeki ince sızı Oğuz soylu Türkmen kızı. Ela
ŞİİR
DENİZİN TÜRKÜSÜ
sebepsiz uzaması bir özlemin çocuk bahçesinde dal budak düş çınarı Tanrı’m, öğütmesin bu değirmen beni kamburumu yere bıraksam toprak akar, dağ üşür, rastgele
MİŞ’Lİ GEÇMİŞ ZAMAN
* özde akıllıyımdır o toplara girmem ben kayış gibi bir yüzüm iğneli bir dilim var işte kolay evde zor çarşılarda geçirgen beni yalnız bir
TAŞA TUTSUNLAR BENİ
asırlık kuyulardan çektiğim hüzünleri mezesiz içiyorum tabutumun içinde adımlarım uzarken damıttığım acılar anasonla demlenir akşamüzerlerinde cesaretim sırtımda celladımı ararım belalı kralların sahte cennetlerinde
AYLA ÖĞRETMENİN ELLERİ
dokuzu sildim defterden, boşluğu dolmaz gider, bir noksan ki, bin yıl geçse şifa bulmaz keder! ayla’nın göğsünde mermi, kalbinde binbir yara, bu leke, bu
DÜNYANIN PİLİ
ayakkabı doğar güneşin eşiğinde dişlilerin arasına sıkışmış biri beni yerde arayan nafile dünyanın pili masada sökük daralan odalardan taşan zaman sultanahmet kapısında yağmur
KARŞILAŞMA
sen sabah öpücüklerindeki gizli sır ağzımda hâlâ nilüfer tadı bırakan uyanışım senin kokunla çiçeklenir ey, sessizliğinde sabahın ezgisi yeşeren! çantamı renk ve ışıkla doldur
YALNIZ
kim ben mi yalnızmışım? geç bunları bir kalem. her turunda birbirinden daha da uzaklaşan galaksiler varken, her biri birbirinden milyonlarca ışık yılı uzakta
On Yedi
Uzak şehirler susturuldu duvarlar konuşmayı bıraktı savaş geri çekilmedi sadece yön değiştirdi köyler artık bağışlanmadı köyler sadece kaldı ateş yürüdü isimlerin içinden geçti gökyüzü
İSTANBUL’U DİNLEMEK
Açmaya durmuşlar İstanbul’un erguvan çiçekleri Bir gerdanlık gibi nazenince, zarifçe, nadide Boğazın iki yakasında renk cümbüşleri var Marmara ebrulu renklerle görklü sanat şöleninde Kırk










