Her insanın bir hikâyesi vardır. O hikâyeyi de tek başına kendisi var etmemiştir. O, yaşanmışlıkların ardında bir boyun nefesi, bir soyun yankısı, bir aidiyetin
Hikaye
FREKANS AYARI
Eskici geldi, eskiciii!.. Mobilyaların tozunu alan Nilüfer elindeki bezi radyonun üzerinde bir an durdurdu. Son günlerde o radyonun tozunu almak, aynı acıya her sabah
İKİ GÜN BİR DÜNYA
Güneş, Hacıyörüklü’nün dik yamaçlarından kızıl bir perde gibi ağır ağır iniyordu. Evlerin çinko çatıları alışkın oldukları bir akşam koyuluğuna bürünüyordu. Mahallelerin birbirine sırt dayamış
KÜLLERİNDEN DOĞAN
Telefonuna gelen bildirim sesi ile eli gayriihtiyari cebine gitti. Artık modası geçmeye yüz tutmuş, ekranında derin çizikler oluşmuş, bir köşesi çatlamış telefonunu usulca çıkardı
KÜÇÜREK ÖYKÜLER DEMETİ
gurbet Halep doğumlu bir ortaokul öğrencisi kitap okuma saatinde altını çizdiği kelimeyi öğretmenine sordu: -Öğretmenim gurbet ne demek? Öğretmen, bir süre düşündükten sonra cevap
TOPRAK ZULMÜ TAŞIMAZ –
-Tarihin tozlu rafından alınmıştır- Vaktiyle, zamanın yavaş aktığı, gölgelerin bile ağır düştüğü bir çağda… Osmanlının çekilen nefesi Anadolu’nun dağlarında yankılanırken Elbistan’ın
İKİ KÜLAH DONDURMA
Hep oradalar. Tezgâh açar gibi, gün boyu tezgâh başında bekler gibi… Şehirlerarası karayolunda, eski garajla perşembe pazarının kurulduğu alan arasında uzanan üst geçidin eski
İLKBAHARIN İLK İZLENİMLERİ
İlkbahar kendini göstermeye başladı mı kışın iliklere kadar işleyen soğuğun ardından yavaş yavaş ısınır bedenler. Her mevsimin kendine has güzelliği olur. Kış uyuşukluğunun ardından
BAŞKENTTE BİR NOKTA
Genişçe bir sokağa kurulmuş derme çatma bir semt pazarı. Tezgâhlarda mevsimin meyve ve sebzeleri… Pazarcılar, tezgâhtakilere el vurdurmuyor. Poşetlere kendisi dolduruyor. İyi-kötü, bozuk-sağlam ne
ÇINAR
Çınar, donuk gözlerle bakakaldı. Perdeleri yoktu. Bacası tütmüyordu. Yaşama dair bir emare yoktu. Bomboştu ev. Gitmişlerdi. Sevdiğini bile söyleyemeden gitmişlerdi. Sevdiğinin sevdiğinden haberi bile










