
yağmura durmuş bir çiçek yalnızlığı bakışın
ayaklandırır yenilgileri ve zamansız korkuları
kaybetmenin o ağır sancısı bulaşırken ellerine
söyle kim harladı bağrına düşen ilk ateşi
derince susup anımsadın mı eski günleri
nasıl dağlandı düşlerin yokluğun koynunda
ve nasıl unutuldun bir varmış bir yokmuş gibi
gör ki hiçe sayılmış bir ömrün ikindisinde
yağmalanmış bahçelerde dağılır yalnızlığın evi
yorgun akşam denizlerini serip üstüne
ağır ve temkinli bir ses yükselir yaralayan her ah’tan
akmaya takati olmayan zamanın üstünde
dur / ma bastır sancıyı bağrına
ve acını ateşle dağla ki
dinsin göz kapaklarında gecenin derdi
kırık ve puslu bir aynanın buğusuna da sor
kim bıraktı ellerine dağılan bu sesi
ve kim vurdu çiçeğe duran yalnızlığını
aşka tahammülü kalmamış yürek sızısına
daha bozulmadan sabahın ütüsü
unutulmayı denedin de öyle her köşede
duruldu sonunda ateşle dağlanan sözlerin
onca yılın ardından öğrendin de gölgeni dermeyi
nisyana çıktı sonunda adın…
*
AKİF DUT
