YAKIN GÖRÜŞ – 1 (AFŞİN ÇARŞISINDA ADIMLAMAK) Afşin çarşısında adımlamak, gökyüzünü kapatmayan alçak binaların altından süzülmek demek. İki büyük caddenin rehberliğinde kadim bir hikâyeye
Yazar
BAŞKENTTE BİR NOKTA
Genişçe bir sokağa kurulmuş derme çatma bir semt pazarı. Tezgâhlarda mevsimin meyve ve sebzeleri… Pazarcılar, tezgâhtakilere el vurdurmuyor. Poşetlere kendisi dolduruyor. İyi-kötü, bozuk-sağlam ne
İSTİLA
“sizi Allah’a şikâyet edeceğim.” –uçurtma bekleyen bir çocuk– toprak ve suyun ölümüyle benim hiçbir ilgim yok/olmadı da ceset yürütülen caddeleri bana sormayın ve onurumu
Unutulmanın Kıyısı
hüznü kuşanıp gelince kapımıza güz yağmurları savrulup susardı kalbini ateşe tutan pervaneler sonra bakınca şehla gözleri bulutlarca bir tutam umut dağılırdı dilinden ve düşerdi
ÜCRA FERYAT
“Ağabeyim Mükremin Küsmüş Anısına” – zemheri gölgesinde filizlenen bir ateş aralık defterinin zehir zemberek kaydı içine dönük ırmak neyi nasıl yaşarsa acıyı yutkunmak da
SAHTE GÜÇLER
* Deliler yönetir oldu dünyayı, Adaleti rafa kaldırdı güçler. İstila ettiler gizliden ayı, İmansız baskıyla yıldırdı güçler. * Sarılar çekiyor başı bu ara, Öleni
GÜL ÇINGISI
benim süt annem yaprak döken mevsim süt kardeşlerim aralık, ocak… telaşla zar atıyor gökyüzü hep düşeş geliyor kar okunu her yere
ÇINAR
Çınar, donuk gözlerle bakakaldı. Perdeleri yoktu. Bacası tütmüyordu. Yaşama dair bir emare yoktu. Bomboştu ev. Gitmişlerdi. Sevdiğini bile söyleyemeden gitmişlerdi. Sevdiğinin sevdiğinden haberi bile
Sırtımdaki Çöl
yıllardır yerimde sayıyorum iki elimde iki valiz merakınızı gidereceğim birisinde tonlarca kırgınlık ötekisinde kurşun gibi son sözler dizlerim tutmaz oldu yoruldum işte bütün
SIĞAMIYORUM
sustuklarımla sus/a/madıklarım arasında kaldığım şiir çizikle başladı çatlağı yerin kulağı vardı sağır oldular uğultu: üzerime yağan toz öyle ağırdı ki kar soğuğu çırılçıplak ayaklarını










