İlkbahar kendini göstermeye başladı mı kışın iliklere kadar işleyen soğuğun ardından yavaş yavaş ısınır bedenler. Her mevsimin kendine has güzelliği olur. Kış uyuşukluğunun ardından
Yazar
Uzak Liman Yalnızlığı
gecenin kıyısındasın ve tekinsiz saatler içimde yokluğun kanayan kör bir kıymık ucu dağılır namlu gölgesine çarpan derin sessizlik güz kokuları sürülmüş bir şafakla uzak
ARZUHAL
* Karanlık şafaklarda gün doğacak, beklerim. Had bilmezler Kuran’ı yakıyorlar Efendim! Ümmet can çekişiyor, uğrunda emeklerim. Münafıklar her yerden çıkıyorlar Efendim! * Seni anarken
Kalabalık Kataloğu
I aşk kelimelerini yıkayıp astım yalnızlık balkonlarına – kanım kurusun böyle yapmazsam – II susuz bir çeşme hıçkırığı dudağımdaki şu damla damla acı –
DOĞUMUNUN 122., VEFÂTININ 43. YILINDA 20. ASRIN “ÇİLE” HARMANI.
(Doğumu: 26 Mayıs 1904 – Ölümü: 25 Mayıs 1983 O, Türkçe’yi emsâlsiz bir mahâretle kullanan, kelimeleri bir kuyumcu titizliliğiyle işleyip taçlandıran, infilâk hâlindeki yanardağlar
AFŞİN ÇARŞISINDA ADIMLAMAK!
YAKIN GÖRÜŞ – 1 (AFŞİN ÇARŞISINDA ADIMLAMAK) Afşin çarşısında adımlamak, gökyüzünü kapatmayan alçak binaların altından süzülmek demek. İki büyük caddenin rehberliğinde kadim bir hikâyeye
BAŞKENTTE BİR NOKTA
Genişçe bir sokağa kurulmuş derme çatma bir semt pazarı. Tezgâhlarda mevsimin meyve ve sebzeleri… Pazarcılar, tezgâhtakilere el vurdurmuyor. Poşetlere kendisi dolduruyor. İyi-kötü, bozuk-sağlam ne
İSTİLA
“sizi Allah’a şikâyet edeceğim.” –uçurtma bekleyen bir çocuk– toprak ve suyun ölümüyle benim hiçbir ilgim yok/olmadı da ceset yürütülen caddeleri bana sormayın ve onurumu
Unutulmanın Kıyısı
hüznü kuşanıp gelince kapımıza güz yağmurları savrulup susardı kalbini ateşe tutan pervaneler sonra bakınca şehla gözleri bulutlarca bir tutam umut dağılırdı dilinden ve düşerdi
ÜCRA FERYAT
“Ağabeyim Mükremin Küsmüş Anısına” – zemheri gölgesinde filizlenen bir ateş aralık defterinin zehir zemberek kaydı içine dönük ırmak neyi nasıl yaşarsa acıyı yutkunmak da










