
Açıkkara 97
Açıkkara mizah dergisi, 97. sayısıyla birlikte yayın hayatındaki 9. yılına girdi. Tacettin Şimşek bu sayıda da bir ramazan yazısıyla yer alıyor: “Orucu Ramazana İneği Kurbana” Varı yoğu tek bir inek olan Devran Ağa’nın ineği bir gün hastalanır. Devran Ağa hemen veteriner çağırır ve ineğinin derdine derman arar. Sonra da ellerini açıp dua eder “Allah’ım, ne olur adağım olsun; Karakız’ım iyileşsin, senin rızan için otuz gün oruç tutacağım.” İnek iyileşir, Devran Ağa da oruca başlar. Söz verdiği gibi orucu tastamam tutar. Tutar ama evdeki hesap çarşıya uymaz ve inek beklenmedik bir anda ölüverir. Devran Ağa otuz gün oruç tuttuğuna mı yansın Karakız’ının öldüğüne mi?
Tayyib Atmaca’nın Mavra Meydanı dördüncü bölümüyle devam ediyor. Ülkenin dört bir yanından seçilen mavracılar Kastabala şehrine getirilir. Mavra Festivali’nde kimin birinci olacağını kimlerin yüzer sopa yiyeceğini görmek isteyen halk, Kastabala Arena’yı doldurur. Kral Suppi’nin de Arena’ya gelmesiyle birlikte Yırcı sahneye çıkar ve ilk yarışmacı Mavro Dayı’yı şu sözlerle anons eder:
“Doğu Anadolu Bölgesi’nin gelmiş geçmiş en büyük mavracısı Teyo Pehlivan’ın torununun torunu Mavro Dayı’nın hangi maharetini anlatayım. Dip dedesi Teyo Pehlivan yıllarca dünyaya nam salmış, sayılı mavra fenomenleri arasında ilk beşe girmiş bir mavracıdır. Baba Bust’u kahkahaya boğup altına kaçırtan, İngiltere Kraliçesi Demir Leydi’yi gülme kerizinden hastanelik eden, Brejnev’in gülmeyen yüzünü güldüren, Mao’yu kedi gibi miyavlatan, Fidel Castro’ya purosunu yediren Mavro Dayı!”
Mavro Dayı bir tekerlek hikâyesi anlatmaya başlar ki tekerleği durdurabilene aşk olsun! Bakalım Mavro Dayı’nın mavrası Kral Suppi’yi uyutabilecek mi?
Halit Yıldırım, “Bak Şu Muskanın Yaptığına” serisine “Medyumun Röprezantı” isimli yeni bölümle devam ediyor. Her şey modernleşip çağa ayak uydururken medyumluk da nasibini alır. Bu işlerin de röprezantı vardır artık. Aracı şirketler Hindistan ve Mısır’dan özel dualar ithal eder, Amerikan firmalarıyla anlaşma yaparak kapsüller üretir. Hatta muska özlü şampuan bile yapılır. Yılların medyumu Âdem Efendi, kendisine sunulan ürünler karşısında şaşkınlığını gizleyemez. Bakalım bu ürünler kimler için kullanılacak?
Mehmet Pektaş, “APP Plaka Mağdurları” isimli öyküsüyle güncel bir konuya değiniyor. APP plaka tartışmalarından Necati Bey de nasibini alır. Köylüler yüzünden vaktiyle Şoförler Cemiyetinden aldığı 06 APP ile başlayan plakadan şüphe duymaya başlar. Bunun üzerine soluğu trafik şube müdürlüğünde alır. Buradaki görevliler zaten karışık olan kafasını daha da karıştırır. Necati Bey bu defa da Şoförler Odasına gider. Burada gördüğü muamele de içini rahatlamaz ve karmakarışık duygular içerisinde eve döner.
Hacı Musa Tuncer, Unçuluk Anşa ile Bedirik Hörü’nün hikâyesini anlatmaya bu sayıda da devam ediyor. Teber Tahir kudurdukça kudurur. Oğlu Sünepe Süllü’yü, Variyenli Ali’yi vurması için gönderir. Kendisi de eli ayağı bağlı vaziyette kapalı bulunan Ulak Mulla’yı dövmek üzere davar damına doğru yönelir. Eski bir eşkıya olan Variyenli Ali öyle sanıldığı gibi kolay lokma değildir.
Âşık Veysel “Senlik Benlik Nedir?”, M. Nihat Malkoç “Gülmeyi Çoktan Unuttuk”, Nurgül Kaynar Yüce “Törpü”, Hızır İrfan Önder “Mutluluk Vermiyor Bayramlar Artık”, Hakan İlhan “Kırk Sene”, Halil Manuş “Köylü Kalamadık, Şehirli Olamadık”, Murat Canbolat “Dünyanın Merkezinden Arza Seslenen Şehir: Çorum”, Faik Kumru “Dost Diye Bildiklerim”, Durdu Güneş “Saçma Sapan Aşk”, Musa Serin “Deme”, Kadir Köse “Riyâkâr Batı”, Eyyüp Azlal “Osman Bana Çay Getir”, Aslan Avşarbey “Müdür Bey” isimli şiirleriyle Açıkkara sayfalarından okura sesleniyor.
Derginin aylık olarak mail adresinize gelmesini istiyorsanız acikkaradergi@gmail.com adresine bir mail atmanız yeterli. Ayrıca derginin tüm sayıları www.acikkara.com sitesinde erişime açık.

