
saklayamadıklarınız
beklenmeyen bir sabah kımıldar yerinden
sakin suyun ortasına düşen taş misali
yayılır halka halka duyduğunuz sızı
adım atarken dalgınlaşır bakışlarınız,
kör noktaya çakılı kalır zaman
ve o genişleyen sessiz dairenin ucunda
silinmesi güç bir iz kalır.
gidersiniz
arkada sevgiden çemberiniz
toprakta umutlarınız kalır
baba kokusu tüter bacanızdan
askıdaki ceketine çivilenir gözleriniz,
duvardaki resme çöker hüznü
ağrınız aşınca boyunuzu
yutkunup geçersiniz hatıraların içinden
sustuğunuz her cümlede
gönlünüzü yakan bir söz kalır.
kimi kapılar vardır
önünden defalarca dönülür tokmağı paslı, eşiği incelmiş
kimse sormaz içinde kim oturur
adresi çoktan silinmiştir belleklerden
yanından geçerken ürperir içiniz,
adınız oraya kazınmış gibi
hiç açılmamış o pervazda
kimselere söyleyemediğiniz bir giz kalır.
kapanıp açılan tahta sandıklar gelir aklınıza
örtüler, eski fotoğraflar, mektuplar…
her kaldırışta başka bir zaman dökülür ortaya
kokusu uçsa da günlerin,
teninizde ince bir serinlik gezinir
kapattığınızda bitecek sanırsınız hepsi,
yalnızlıkta durmadan kıyısını döven
dalgalı bir deniz kalır.
gece ağırlaştığında,
oda sessiz, saat tik taksız kaldığında
yanakta kurumuş o ince çizgi yoklar yeniden
pencerenin çerçevesinden sızan soluk aydınlık
böler tavanı boydan boya
uyku eşiğinde salınırken kalbiniz,
göz kapaklarınızın gerisinde inatla titreşen
söndürmeye elinizin varamadığı bir yıldız kalır.
kalabalığın ortasında ansızın dönenle karışır aklınız
dudak kenarına yerleşmiş ince yorgunluk,
göz pınarındaki ışığı çekilmiş hat
adı eskimiş vakte götürür sizi
yol, öne savurur adımlarınızı
yine de sükuta gömüldüğünüz yerde
tanıdık bir beniz kalır.
tozlu raflardan yıllanmış kitabı açtığınızda
ince, kuru bir yaprak düşer masanıza
kâğıda karışmış rengi, damarları belli belirsiz
parmak ucunuz değdiği an
unutmak istediğiniz mevsim geri döner yeniden
ne vaktin yadigârı olduğunu bilirsiniz,
bahtınıza
iki sayfa aralığında
sararıp incelmiş bir nergis kalır.
vazgeçtiğiniz kelimeler de peşinizi bırakmaz
dudak ucunda oyalanan yarım ses
yön değiştirir geri çekildikçe
ve yeniden yutkunur,
başka yere sürüklersiniz cümleyi
sohbet dağılır, kapanır konu
oysa göğüs boşluğunuzun kuytusunda
söylenmemiş harflerin isinden
buruk bir geniz kalır.
sezmeye başlarsınız
şehriniz sizi, mıh gibi kazımış hafızasına
taşına, suyuna, sokaklarına…
cami avlusunun serinliğine sinen kaybettiklerinizle
günü gelir, dağlar girer aranıza
sayfalar kapanır, kapılar çekilir ve yollar uzar
yine de defterlerinizin kenar boşluklarında
tamamlanmayı bekleyen bir şehrengiz kalır.
*
– SÜNDÜS ARSLAN AKÇA
