“Ağabeyim Mükremin Küsmüş Anısına” – zemheri gölgesinde filizlenen bir ateş aralık defterinin zehir zemberek kaydı içine dönük ırmak neyi nasıl yaşarsa acıyı yutkunmak da
ŞİİR
SAHTE GÜÇLER
* Deliler yönetir oldu dünyayı, Adaleti rafa kaldırdı güçler. İstila ettiler gizliden ayı, İmansız baskıyla yıldırdı güçler. * Sarılar çekiyor başı bu ara, Öleni
GÜL ÇINGISI
benim süt annem yaprak döken mevsim süt kardeşlerim aralık, ocak… telaşla zar atıyor gökyüzü hep düşeş geliyor kar okunu her yere
GÖLGEMDEN UÇURTMALAR
mevsimler yok bülbül gül bahçesinde neşesiz her sabah sırtımda taşıdım sokakları yağmurları ağustosta bir bir saydım ölüm ıslak ıslak kentin ışıklarına inerken çiçekler
KARBONAT GÜLÜŞÜ
ruhumuzu parçalamak kolay, ihtarsız üstelik. maskeleri cilalamaksa elzem ve geçimlik. yüzümüzde içilebilir karbonat gülüşü var. aklımızdan geçenler, sessiz kedilere malum olduğu yalanıyla tedirgin.
DERVİŞ VE SIR
mehirlik şiirlerdir talibi, şehrin kenar mahallerinde mektubu geldi dostun güzel bahçeler şehri tuleytula’dan sevgilinin hatırını anlatan kitabı çıksın istedi kaleminden aşk yeniden yazılsın, yeniden
GECE DEVRİYESİ
yorgun ruhum kesik çığlıklar içinde bu yanık kahverengi kokan dünyayı suyla ben tanıştırdım gidiyorum aşkı kutsal kitaplardan öğrenmeye uzun koridorlardan bana yabansı ufuklardan yıllardır
KALMADI
Gayrı bu sevdadan el etek çektim, Aşk-ı vuslat için azim kalmadı. Umut tohumunu boşluğa ektim, Elimde başka bir çözüm kalmadı. * Duvarların dili olsa
ARTAKALAN
saklayamadıklarınız beklenmeyen bir sabah kımıldar yerinden sakin suyun ortasına düşen taş misali yayılır halka halka duyduğunuz sızı adım atarken dalgınlaşır bakışlarınız, kör noktaya çakılı
Sırtımdaki Çöl
yıllardır yerimde sayıyorum iki elimde iki valiz merakınızı gidereceğim birisinde tonlarca kırgınlık ötekisinde kurşun gibi son sözler dizlerim tutmaz oldu yoruldum işte bütün










