
Öğretmenlerimize kalsa biz öğrenci milleti her şeyden şikâyetçiyizdir. Yaz gelir yazdan, kış gelir kıştan şikâyet ederiz. Bir dokun bin ah işit. O kadar yani. Kendileri ak sütten çıkmış ak kaşıklar. Sütte leke olur bunlarda olmaz. Vara yoğa sinirlenen kendileri değilmiş gibi haklı sebeplerle dile getirdiğimiz isteklerimizi olmadık gerekçelerle geri çevirirler. Azıcık, şikâyet babında sızlanacak olsak aba altından sopa gösterirler. Rehberlik servisine gönderme, müdüre yollama, veliyi okula çağırma, notların belini kırma… Kim korkar bir dudağı yerde bir dudağı gökte devlerden. Masal çağı çoktan bitti, uzay çağının gözünü seveyim.
Maden kendileri burunlarından kıl aldırmıyor. Gözünün üstünde kaşın var denilmiyor. Konuşmuyor, konuşturmuyor, dinlemiyorlar. Yelkenleri suya indirip pes mi edelim? Derdi veren dermanını da vermiştir. Yelkenler fora. Aldım elime kalemi, ne kalemi yahu, kalem mi kaldı. Millet aya biz yaya mıyız? Oturdum bilgisayarın başına vurdum klavyenin tuşlarına. Niyetim halis. Hak aramak kutsal bir arayışsa çekilin yoldan Köroğlu geliyor, atımın ayağına taş değmesin, dilim sürçmesin.
Yedi dakikalık teneffüste her şey yasak. Nefes almak bile. Sınıfta durmak, koridorda koşmak, bahçede top oynamak, giriş merdivenlerine oturmak…. Bunca yasak arasında nasıl nefes alınır ki!
Top getiririz alırlar, atık kâğıtları yırtar, eğer, büker top yaparız; gördüklerinde affetmezler. O emek ürünü canım toplarımız çöp kutusunu boylar. Pet şişe bulur, top yaparız. Yine oyunumuzu oynarız. Sorunlara, engellemelere çözüm bulmada mahiriz mahir olmasına da yine de kâr etmez. Yasak yasaktır, geniş kapsamlıdır. Bütün top ve benzerlerini kapsar. Emir demiri keser. Elimiz koynumuzda bahçenin bir köşesine çekilir arpacı kumrusu gibi düşünürüz. Öğretmenlerimizin en sevdiği halimizdir bu. Ağzı var dili yok, dövene elsiz, sövene dilsiz hali.
Peki, biz teneffüste ne yapacağız, diye sorsak, cevap belli. Onlara göre yapacak onca çok şey var ki. Lavaboya gitmek, su içmek, kantine gitmek, bir şeyler atıştırmak, konuşmak… Oyun bunun neresinde? Teneffüs demek oyun demek bizim gözümüzde. Derslerden başımızı kaldırdığımız bu kısacık zaman diliminde gönlümüzce koşmak, oynamak, haydi abartalım, amuda kalkmak isteriz. Her şeye bir cevabı olan öğretmenlerimizin buna da bir cevabı var elbette.
Teneffüslerde sınıfta durmanıza izin vermememizin sebebi sağlığınız için sınıfın havalandırılmasının gerekli olması; koridorda koşarsanız çarpışmalar sonucu yaralanmalar oluyor, merdivenlerde oturursanız giriş çıkışları engelliyorsunuz; top oynamak için bahçemiz çok küçük, iki üç grup top oynayınca bahçede adım atacak yer kalmıyor. Top çarpmaları, düşmeler, kavgalar da cabası.
Bahane mi yok? Düşeriz diye koşup oynamak yasaksa en iyisi evden dışarı çıkmayalım. Sokakta başımıza bin türlü kaza gelebilir, birileri yolumuzu kesip paramızı, saatimizi isteyebilir. Olmadı balkonun birinden başımıza saksı düşer. Yaşayacaksak bunları da bilmeliyiz, görmeliyiz, yaşamalıyız. Hayat böyledir. Biz çiçek miyiz saksıda büyüyelim. Büyükler beslesin, suyumuzu versin, hastalandığımızda ilacımızı, sonra öpüp koklasınlar. Öyle mi?
Çocuklar düşe kalka büyür, diyen siz değil misiniz?
Yok, öyle yağma! Yaşamak istiyoruz. Hayata adam gibi hazırlanmak istiyoruz biz. Ders kitaplarındaki bilgiler anca dişimizin kovuğunu doldurur. Bizim zihnimizin ve hayal gücümüzün ucu bucağı yok. Balıklar gibi yüzmek, kuşlar gibi uçmak, rüzgâr gibi esmek isteriz.
Yürüyerek değil koşarak yetişebiliriz hayallerimize. Koşarken kesilir ayaklarımız yerden, başımız göğe değer. Aya şarkı söyler, yıldızlarla seksek oynarız. Bulutların gözyaşını siler, tellere takılan uçurtmamızı kurtarırız. Bir turna katarına katılıp uzak diyarlarda dolaşırız. Yolumuz Kafdağı’na düşer, Zümrüdüanka’nın kanadında abı hayat aramaya çıkarız.
Elim çizilsin, dizim kanasın, canım yansın ama oyun oynamam engellenmesin. Okulda, parkta oyun oynamama izin vermezseniz televizyon seyretmemden, telefonda, bilgisayarda oyun oynamamdan, sosyal medyada dolaşmamdan şikâyet edemezsiniz, etmemelisiniz.
Evimiz dağılmasın, kirlenmesin; biz çalışıyoruz, kim toplayacak, kim temizleyecek, oturun oturduğunuz yerde, der annemiz. Haklı olabilirler. Bakın hak vermesini, empati kurmasını biliyoruz. Anlatırsanız, anlarız. Siz de bizi anlayın. O zaman ne yapalım. Bir yol gösterin. Madem bu yollardan siz de geçtiniz, bilirsiniz. Engin tecrübelerinizden istifade edelim. Koşmak, oynamak, evin dışına çıkmak yasak… Televizyon seyretmek, telefona bakmak, bilgisayarın başına oturmak yarım saati, bilemedin bir saati geçmesin. Azı karar çoğu zarar, dediniz. Anladık, öpüp başımıza koyduk. Haklısın anneciğim, babacığım dedik. Kalan zamanda ne yapalım? Ders mi çalışalım? Çalışıyoruz. Gerçi ne kadar ders çalışsak azdır size göre. Yiyelim, içelim, ders çalışalım. Bizim çocuk olduğumuzu hep unutuyorsunuz. Şarkı söylemek, oyun oynamak, gülmek, eğlenmek en tabii hakkımız değil mi?
Çocukluğumuz kuşatma altında. Okulda öğretmenlerimiz, evde anne babamız gölge gibi peşimizde. Yapma, etme, tutma, koşma, konuşma… Ellerin görebileceğim yerde olsun. Denetim şart.
Evde sokağa, okulda bahçeye pencereden bakarız. Pencere kapalıdır. Camı açsan parmaklık, parmaklığı aşsan yüksek… Kanatlarımız yolunmuş uçamayız. Kuşlara, ağaçlara, uçana kaçana uzaktan bakarız. Uzaklar bize yasak.
Sokaklardan, parklardan, oyunlardan elimizi eteğimizi çektiğimiz doğrudur. Bizim için hayatın ritmi sanal ortamlarda atıyorsa bunun sorumlusu biz değiliz.
*
– ERGÜL ALTAŞ
