– ERCAN SAĞLAM ŞİİRİNDE BİREYİN YALNIZLIĞI VE YABANCILAŞMASI –
“Kıt’a Dur Tüfek Omza Uygun Adım Marş Ve… 2” adlı şiir, insanın varoluşsal sancılarını, iç çatışmalarını ve hayata dair derin sorgulamalarını etkileyici bir biçimde dile getiriyor. Bu şiir, Türk şiirindeki özgün geleneği, özellikle modern Türk şiirinin önemli akımlarını, dünya şiirinin de varoluşçu ve modernist yaklaşımını yansıtan bir özelliğe sahip. Şiirin teması/temaları, kullanılan imgeler, dil yapısı ve felsefi derinlik, hem Türk şiirinin hem de dünya şiirinin farklı örnekleriyle karşılaştırılabilir.
Şiirin tematik içeriği, bireysel varoluş, geçmişle yüzleşme, yalnızlık, acı ve yabancılaşma gibi evrensel konulardan oluşuyor. Bu konular ya da temalar, hem Türk şiirinde hem de dünya şiirinde geniş bir şekilde ele alınmış, şairler tarafından farklı biçimlerde ve estetik anlayışlarla birlikte işlenmiştir. Şairin dilindeki melankolik ton ve evrensel insanlık hallerine dair yaptığı derin vurgular, bu şiiri hem yerel hem de küresel anlamda önemli kılıyor.
Türk şiirinde, bireysel ve toplumsal yabancılaşmanın, varoluşsal sancıların ve içsel çatışmaların işlendiği şiirler oldukça fazladır. Şiir, bireyin dış dünya ile olan ilişkisini, hem toplumla hem de kendi iç dünyasıyla olan çatışmasını derinlemesine keşfeder. İkinci Yeni hareketi, bu tür temaları soyut imgeler ve dilsel özgürlükle işlerken sosyal gerçekçi şairler ise toplumsal yapılarla birey arasındaki gerilimi ve insanın çaresizliğine vurgu yapar.
Turgut Uyar, Türk şiirinde önemli bir yer tutan İkinci Yeni hareketinin en güçlü isimlerinden biridir. İkinci Yeni, kelime ve anlam ilişkisini bozarak, anlamın soyut bir hale gelmesine fırsat tanımıştır. Bu hareketin şairleri, modern dünyanın karmaşasını ve bireyin yalnızlığını dile getirmiştir. Turgut Uyar’ın “Göçtü Gideli” adlı şiiri, insanın içsel yalnızlığıyla ve evrensel boşluk hissi ile yüzleştiği, anlamın kaybolduğu bir dünyada, şairin bireysel varoluşunu sorgulayan önemli bir şiir olarak öne çıkar.
Ercan Sağlam’ın “Kıt’a Dur Uygun Adım Marş Ve… 2” şiirindeki “Karşıdaki masada benim gölgem oturur” dizesi, bir bakıma Turgut Uyar’ın şiirindeki yalnızlık ve yabancılaşma temalarını hatırlatır. Uyar’ın şiirlerinde, genellikle yalnızlık ve içsel çatışmalar, bireyin kimlik arayışıyla örtüşür. Şiirin geçmiş ve şimdi arasındaki gerilimi işlediği tema, Uyar’ın şiirlerinde sıkça rastlanan bir ögedir. Örneğin, “Herkesin bir yerlerde bir hatası vardır” dizeleri, Uyar’ın şiirlerinde var olan, geçmişin yükünü taşıyan birey temasını yansıtır. Şiirdeki yalnızlık, geçmişin yaralarını ve hatalarını biriktiren bir bireyi işaret eder.
Edip Cansever, Türk şiirinin önemli isimlerinden biridir ve özellikle toplumsal eleştiriler ve bireysel varoluşun sancılarını şiirlerinde ustaca işler. Cansever, “İkilik” ve “Benim Şiirim” gibi şiirlerinde, bireyin yalnızlığı ile toplumsal yapının iç içe geçmiş gerilim halinde olan ilişkisini inceler. “Benim Şiirim” adlı şiirinde, birey toplumsal koşullarla yüzleşirken toplumsal yapının çelişkilerine karşı bir içsel çatışma yaşar. Cansever’in şiirlerinde, bireyin bu içsel çatışmaları, tıpkı Ercan Sağlam’ın “Kıt’a Dur Uygun Adım Marş Ve… 2” şiirinde olduğu gibi bireysel varoluş mücadelesiyle birleşir.
“Ne çaldığım kapılar lütfedilip açıldı / Ne bir bildiğim vardı hasıraltı edilen” dizeleri Edip Cansever’in toplumsal yabancılaşma ve içsel yalnızlığı ile benzer bir ruh taşıyor. Cansever, toplumsal yapıların birey üzerindeki etkisini, bireyin kendisini ve çevresini anlamaya çalışırken yaşadığı yabancılaşmayı yoğun bir şekilde işler. Bu bağlamda, Cansever’in şiirleri ve bu şiir arasındaki benzerlikler, insanın toplumla olan çatışmasını ve yalnızlığını gösterir.
Ece Ayhan, bireysel varoluş ile toplumsal bağlamın birleştiği, dilin özgürce kullanıldığı şiirler üretmiştir. Ayhan, toplumsal yapılarla birey arasındaki gerilimi, bireyin içsel yalnızlığı ve toplumdaki dışlanmışlığını da dile getirir. Şiirlerinde hem toplumsal hem de bireysel sorgulamalar öne çıkar.
“Şiirimin Elli Yılı” adlı şiirinde, şairin içsel dünyası ile toplum arasındaki sıkışmışlık açığa çıkar. Ayhan, dildeki özgürlükle, bireysel sancıları ve toplumsal yabancılaşmayı şiirine taşır.
Bu temalar, Ercan Sağlam’ın şiirinde de karşımıza çıkıyor. “Zemin katta oturur. Bazen bir ıslık çalıp / Sokağa çağırırım” gibi dizeler, bireyin toplumsal yapılarla olan gerilimini ve aynı zamanda toplumsal yapıları reddetme arzusunu yansıtır. Ayhan’ın şiirlerinde olduğu gibi, şair burada da toplumsal bağlardan sıyrılmak ister. Ancak Ayhan ve Sağlam, bu çabada yalnızdırlar; çünkü toplumsal yapılar bireyi sardıkça, özgürlük de sadece illüzyondan ibarettir.
Sağlam’ın içsel yolculuğu, geçmişle olan hesaplaşması ve bu hesaplaşmanın getirdiği içsel sancılarla yüzleşmesi/yüzleşememesi şiir sayesinde oluyor. “Bir ağaç kavuğunda özenle sakladığım/Sarıp sarmaladığım ıslanmasın diyerek” dizeleri, şairin geçmişle yüzleşememe halini simgeler. Ağaç kavuğu, şairin içinde sakladığı duygusal ve psikolojik izlerin sembolüdür. Geçmişin bu derece bastırılması, insan ruhunda açılmış derin yaraların göstergesidir. Freud’un bastırma kuramıyla örtüşen bu durum bireyin geçmişin travmatik etkilerinden kaçmaya çalışırken aslında bu travmaların iç dünyasında daha derin izler bıraktığını gösterir.
Dünya şiirinde de benzer temalar, özellikle varoluşçuluk, yabancılaşma, kimlik arayışı ve bireysel mücadele gibi unsurlar sıkça işlenmiştir. Eliot, Baudelaire, Rilke ve Sylvia Plath gibi şairler, bu temalarla derin bir şekilde ilgilenmişlerdir.
Eliot şiirlerinde, modern dünyada bireyin yabancılaşmasını, kayıp hissini ve o içsel boşluğu/nu işler. “Çorak Ülke” adlı şiirinde, Eliot, bireysel ve toplumsal anlamda bir çözümsüzlük duygusunu konu eder. Eliot’ın şiirinde, birey hem kendi kimliğiyle hem de toplumsal yapılarla çatışma içindedir. “April is the cruellest month/Nisan en zalim aydır” dizesiyle başlayan şiir, sadece mevsimsel değil, aynı zamanda varoluşsal bir krizle karşı karşıya kalan bireyi anlatır.
Ercan Sağlam’ın şiirinde, “Karşıdaki masada benim gölgem oturur” dizesi, Eliot’ın şiirindeki “I wills how you fear in a handful of dust/Bir avuç tozda sana korkuyu göstereceğim” dizesine benzer şekilde, bir içsel çöküşün ve kimlik arayışının izlerini taşırken Eliot’ın varoluşçuluğu, bireyin toplum içinde kaybolmuş ve anlam arayışında olduğunu vurgular. Sağlam bu dizede kendisini ve kimliğini başkalarından ve toplumdan ayrılmış bir şekilde gözlemlediği durumu yansıtır. Gölgeler genellikle bastırılan ya da yüzleşmekten kaçınılan yönleri simgeler.
Sağlam’ın birçok şiirinde karşımıza çıkan bu yüzleşme durumu, bu şiirde zamanın etkisiyle derinleşir. “Yıllar geçmiş içimden bir ırmak edasıyla” dizesi, zamanın şairin iç dünyasında yarattığı etkiyi anlatan çok güçlü bir imgedir. Irmak, zamanın akışını ve bu akışın bireyin ruhunda bıraktığı izleri simgeler. Eliot’un şiirlerinde öne çıkan kayıp teması Sağlam’ın dizelerinde de kendini gösteriyor. Bu anlamda şiir zamanın ve hayatın birbirine zıt iki yönünü bir arada işler; değişim ve kayıp.
Charles Baudelaire, “Kötülük Çiçekleri” adlı eserinde, modern toplumun karanlık yönlerini, bireyin içindeki karanlık ve kötülüğü işler. Baudelaire, bireyi bu karanlık dünyada yalnız bırakırken aynı zamanda bireyin ruhundaki çürümeyi de anlatır. Baudelaire’in şiirindeki metinler, insanın dünyadaki çürümüşlüğüne dair derin bir eleştiridir.
Ercan Sağlam’ın şiirindeki “Yalanlarla dolu bir uçurumun dibiyim” dizesi, Baudelaire’in şiirlerinde gördüğümüz bir başka temaya, yani bireyin kendi içindeki karanlıkla yüzleşmeye çalıştığı, fakat bu yüzleşmenin çoğu zaman yetersiz kaldığı ve insanın bu karanlıkla başa çıkma mücadelesinin anlamsızlaştığı vurgusunu yapar. Baudelaire’in “Albatros” şiirindeki “Büyük bir kuş, denizin üstünde” dizeleri, albatrosun kendi doğal ortamındaki zarifliğini kaybettiği zaman, toplumsal bir tuzağa düşüşünü simgeler. Benzer şekilde, “Kıt’a Dur Uygun Adım Marş Ve… 2” şiirinde de şair, kendi kimliğini bulmaya çalışırken toplumsal ve varoluşsal zorluklarla başa çıkmaya çalışır ama nihayetinde bu mücadele de yetersiz ve çaresiz kalır. Baudelaire ve şairin şiirindeki benzerlik, bireyin kendisini bulma çabasında uğradığı başarısızlık ve kırılma noktasındaki acıdır.
Rilke, varoluşsal temaların derinleştiği, insanın yalnızlık, ölüm ve anlam arayışı gibi felsefi boyutları ele aldığı şiirlerle tanınır. “Duino Ağıtları” ve “Sonsuzluk” gibi şiirlerinde, insanın içsel yolculuğu, yabancılaşma ve ölümle yüzleşmesi üzerine yoğunlaşır. Rilke’nin şiirindeki en belirgin özellik, insanın varoluşunu sorgularken aynı zamanda evrensel bir kimlik arayışına girmesidir.
Rilke’nin şiirindeki “İçimde bir dünya var / Bir türlü beni anlamayan” dizeleri, Sağlam’ın şiirindeki “Yöntem bilmez biriyim aslına bakarsanız” dizesiyle benzer bir duygu taşır. Rilke’nin insanı, içsel dünyasında sıkışmış, kendi kimliğini bulmaya çalışan bir figürdür. Benzer şekilde, şairin şiirindeki “yöntem bilmezlik” de bir tür varoluşsal yalnızlık ve kimlik arayışının sembolüdür. Rilke’nin varoluşsal yalnızlıkla yüzleşmesi, şairin şiirinde de belirgin bir şekilde yer alır; yani bireyin toplumsal yapılarla ve kendi içindeki boşlukla mücadele etmesidir.
Sylvia Plath, özellikle “Aşağıya Doğru Düşüş” adlı şiirinde, bireyin içsel karanlıkları, yalnızlık ve kimlik arayışını çok sert bir biçimde işler. Plath, hayatı boyunca depresyon ve toplumsal yabancılaşma ile mücadele etmiştir ve bu mücadeleyi şiirlerine yansıtmıştır. Şiirlerinde sıklıkla ölüm, yalnızlık ve toplumsal dışlanmışlık temalarına yer verir. “I am vertical / But I wouldrather be horizontal/Ben dikeyim fakat yatay olmayı tercih ederim” dizeleri, insanın varoluşsal sıkışmışlık hissiyle bir tür kırılma noktasını ifade eder. Plath’in şiirinde de tıpkı Sağlam’ın şiirinde geçen “Zemin katta oturur” dizesindeki gibi, kişi yerleşik bir düzende sıkışmış ve özgürlüğünü kaybetmiştir. Buradaki “zemin” de, bireyin içsel dünyasında hapsolmuş olduğu, çözüm arayışının zor olduğu bir durumu simgeler. Her iki şair de kimlik arayışının ve toplumsal yapılarla uyumsuzluğun acısını çok derinlemesine dile getirir.
“Kıt’a Dur Tüfek Omza Uygun Adım Marş Ve… 2” adlı şiir, Türk ve dünya şiirinin önemli şairlerinden etkilenen, bireysel ve toplumsal varoluşsal sorunları sorgulayan bir önemli bir şiir olarak öne çıkar. Şair, toplumsal yapılarla ve içsel dünyasıyla çatışan, kendi kimliğini ve varoluşunu sorgulayan bir figürdür. Bu tema, Turgut Uyar, Edip Cansever, Ece Ayhan gibi Türk şairlerinin eserlerinde de sıkça rastlanan bir temadır. Uyar, Cansever ve Ayhan gibi şairler, dilde soyutlamalar yaparak insanın varoluşunu ve içsel çatışmalarını işlemişlerdir.
Dünya şiirinde ise Eliot, Baudelaire, Rilke ve Sylvia Plath gibi şairler, benzer varoluşsal temalarla, insanın içsel dünyasında kaybolan ve anlam arayan bir bireyi betimlemişlerdir. Eliot’ın modernist şiiri, Baudelaire’in karanlık dünyası, Rilke’in varoluşçu melankolisi ve Plath’ın depresif kimlik arayışı, Sağlam’ın şiirinde de karşılık bulur. Şiir, evrensel bir tema etrafında şekillenir; insanın içsel yolculuğu, toplumsal yapılarla olan çatışması ve kimlik arayışı. Bu temalar, hem Türk şiirinde hem de dünya şiirinde zaman zaman farklı estetik anlayışlarla işlenmiş olsa da, sonuç olarak insanın yalnızlık ve kimlik arayışını derinlemesine keşfetme amacı gütmüştür.
Sonuç olarak, “Kıt’a Dur Tüfek Omza Uygun Adım Marş Ve… 2” şiiri, bireysel ve toplumsal bağlamda anlamın kaybolduğu, içsel bir yalnızlığın ve kimlik arayışının simgelendiği, çok katmanlı bir şiirdir. Şair, içsel dünyanın derinliklerine inerken, dış dünyanın yapısal çelişkileriyle de yüzleşir. Bu yönüyle, şiir, hem Türk şiirinin hem de dünya şiirinin en temel ve evrensel temalarını işleyen çok iyi ve ideal bir örnek olmuştur.
*
SÜREYYA ŞAHİN