
Sonbahardı mevsim. Akşam çöküyordu. Dilimlenmiş kara bulutlar yağmurun habercisiydi. Hafif sisli hava, tabiatı görünmez kılıyordu.
Sıra sıra dizilmiş çam ağaçları, irili ufaklı yola eşlik ediyordu. Uzaktaki sarı alt tonu, yeşil, koyu yeşil; sürülmüş tarlaların toprak rengi arka planını oluşturuyordu. Kırmızıya ve sarıya çalan armut ağaçlarının yaprakları usulca salınıyordu.
…
Ayak sesleri asfaltı döverek geliyordu. Siyah ayakkabılarını yarım giymişti.
Birden cüzdanını açtı. Siyah çerçeveli gözlüğünün altından gözlerini hafif kısarak parayı saydı. 700 tl.
-Kızım al bunu.
-Tamam baba.
-Bir kere daha sarılalım, diğer geldiğinde ya görürsün ya göremezsin beni.
Baba, gözlüğünü çıkarttı. Art ardına iri tombul damlalar yuvarlandı gözlerinden. Burnunu ceketinin yenine sildi. Sanki dağlar duman aldı da ciğerine doldu. Koca bir öksürük patlattı. Kız, babasının ağladığını ilk kez görüyordu. Otobüs sağa doğru yaklaştı. Bavulu bagaja götürdü muavin. Baba arkasına bakmadan arabaya doğru yürüdü. Hıçkırıklarını ayak seslerine gömercesine… Ağaçlar kırmızı yapraklarını rüzgârda savururken;
Sonbahardı mevsim. Son/bahar.
*
SADİYE ESMA KARABULUT
