
biter miydi
sere serpe uğuldayan yalnızlığım
aşk bir devrin şanı olur muydu
yutkunurken boğazımı serinleten
yürüyüşündeki endamın
gözlerin kadar büyük değil miydi
karanlığın berrak ferinde
parıldayan yıldız çalgını
yüzümdeki muhsin dünyaya
bir gamze uhdesi bırakmalıydı
yağmura tutunan gözlerindeki acılar
yanaklarında nehrin kabarması gibi
geceyi sarmalıydı
anlaşılmaz kelimeler
gölgeni yudumlarken
akışı olmayan bir zamanı görmeliydin
maznun bir kelime geçerken dilinden
ışığı olmayan haleye dokunmalıydın
saçlarında lavanta mevsimini öldürürken
gemileri ruhuna batırıp batırıp çıkarmalıydın
Sessiz gülmelerinden kürler yaparken
halayık vakitlerini tespih gibi dizmeliydin
camdan silueti oynamasan
karanlıktan kuklalar korkutmasaydı bebeleri
ben sere serpe yalnızlığımla uğraşıyordum
tamda aşk demeseydin sarmaşık türü
muzdarip bir mecnun figürüne hazırlanırken
hazin çağda parçalanmamış olsaydım
tenimde korku tünelleri açılmayacaktı
nümayiş dünyanın kadavrası dans etmeseydi
karanlığın zebanileri uğramazdı ölüm bahçelerine
iliklerimize kadar devran dönmeseydi
ruhumu kemiren
yeryüzünün çarıklı çocukları
yatağını bulmuş rüzgar gibi çağıldarlardı
tarihin vahşi tapınaklarında kurban olmasaydım
ruhumu istismar eden
iki alemini de kaybeden
insan
yeniden doğmazdı.
*
– MEHMET MORTAŞ
