
kapı aralık; giren yok, bekleyen gölgeler.
gürültü değil bu; çöküyor sükûnetin tortusu.
camda kızımın silik çehresi,
yüzü mü, yoksa sızısı mı buğuya hapsolmuş
yutulmuş anahtar, paslı kilit.
içeride boğulan o lal çığlık.
duvarlar üzerime abanır, her nabız bir zelzele,
bileğimde tuzun yakıcı izi…
kapanmıyor yaranın ağzı; mühürsüz.
gırtlağımda donan o kurşun hece.
yutkunsam cam kırığı; sussam taş kesilir dilim.
kelimeler mezarını kazıyor dilimin altında.
dua değil bu; bekleyiş.
bileği oyan o görünmez sicim…
küf kokusu damara mütemadi sızarken,
sesim tuza bulanır, kararır dip.
zulmet; içeriden büyüyen o oyuk,
kör kuyuda nefes, tırmanır tırnakla.
sonra bir kıpırtı, gömülü sözden,
çatlar göğüs kafesi, sızar yakarış.
ve sabah…
pencerede solgun bir güneş, ürkekçe bekler.
ışık, camdan değil; yaradan sızar.
tüner omzuma o ağır sessizlik,
genişler oda bir anlığına…
sonra yutar beni o koyu leke; camdaki yüz kadar silik.
*
/ HALİL İBRAHİM ÜNLÜ
