
Açmaya durmuşlar İstanbul’un erguvan çiçekleri
Bir gerdanlık gibi nazenince, zarifçe, nadide
Boğazın iki yakasında renk cümbüşleri var
Marmara ebrulu renklerle görklü sanat şöleninde
Kırk ikindiler düşüyor çiseleyerek hafiften
Ben “İstanbul’u dinliyorum”, boğazda bir gemide.
Gölgeleri vuruyor sulara, al renkli erguvanların
Boğaz kan kırmızı akıyor, bir deli çay gibi
Takalar, mavnalar sallanıyor beşik beşik ninnide
Kanat kıran dalgalar, kanatlarına değiyor martıların
Martıların gagalarında istavritler sallanıyor
Ben “İstanbul’u dinliyorum” ben İstanbul’un garibi.
Ahşap bir yalıdan taş plaktan sesler geliyor
“Yanıyor mu yeşil köşkün lambası yâr”
Makamı hüzzam, usulü aksak, inceden inceden
Sesler boğazın iki yakasında yankılanıyor
Hüzünden çıkmışım, depreşiyor hüznüm yeniden
Ben “İstanbul’u dinliyorum”, yüreğime yağıyor kar.
Orhan Veli geliyor aklıma, İstanbul’un garibi
Şiirler okuyorum “garip divanından” sessiz sessiz
Gözlerimi kapatıyorum her şiirin arkasından
Geminin güvertesindeyim, aldırmıyorum yağmura
Islanıyorum bahar yağmurlarının şıkırtısında
Ben ” İstanbul’u dinliyorum”, Orhan Velice.
Ortaköy camisinde bir salâ okunuyor, rast makamlı
Davudî bir sesin tegannisi yüreklere değiyor
Huşûya bürünüyor gökteki kuşlar kanat çırparak
Sulara güneşin son ışıkları huzme huzme iniyor
Bitiyor boğazın seyr-ü seferi, hayat gibi gel git
Ben “İstanbul’u dinliyorum”, içimde İstanbul doğuyor.
*
CELALETTİN KURT
