artık sözler kifayetsiz sebepsiz çıplak manzaralar üşütüyorum yorgunluk miskin kedi edasıyla hükmediyor gönlüme ben yırtık defterime günlük yazıyorum sevgili günlük bugün kalabalık gürültülü bir
MANŞET
BİR KARA SALI
bismillah, karardı nurla doğan yeni gün, sesin mirlendi, sonra yüzün ekşidi, geceden harlanan günahkâr gözlerin kapkara bir “salıda” tutuşuverdi. vecd ile sustun “kenanlı bir
Utangaç
ah canım ne tan yeri ne akşamüstü gözlerin bir çift güneş öğle vakti aramızda hep vardı yarın seni hiç sevmedi yeryüzü kurtulmadı elinden ne
HÛ DEVRİ
– hû devirlerin sesi dervişlerin nefesi şimdi gönüller âmâ âşiyan ten kafesi gamı tartamaz kantar kırık iki kefesi hüküm veren gizli el garîbe âşinâdır
VAROLUŞ MÜCADELESİ
Gidiyorlar… Herkes gidiyor birer birer. Belki meraktan, belki de fakirlikten. Şehirden bahsediyorum. Herkes oraya göçüyor kuş misali. Etrafta pılını pırtısını toplayıp şehre yerleşmiş çok
YALAN
ne meraklı fidanlar varmış oysa acı ile büyümeye çalışan insanlar gibi toprağa bağlandıkça içine sinmiyor yağmurlar… türküler vardı güzel söylenen içten dökülen kalpten öykü
HAMAM TASI
Atlas Tepesi tamamen yeşile bürünmüştü.Afşin’de kış yumşak geçmiş,kar az yağmıştı ama yağmur çok yağdığı için bahçeler,bağlar,tarlalar her taraf yemyeşildi.1992 yılı Mart ayının ortasıydı.Havaların güneşli
YALANLANMAYAN ŞİİR
sonraki gün bıyık bıraktım ilk iş zamanı ve fakir fiilinin düşmek halini sonra gidip sonrayı oldum tabi bu bir gerçekleştirmekti gerçeği işte bunu da
YİTİK ŞEHİR
Güneşini yitirdi bu şehir. Artık olsam da bu kentte bir olmasam da. Varlığını yokluğun sınırlarında aradım. Yıldızları söktüm. Yerine 8b eskiz kalemimle bulutlar çizdim.
SIRRI DÖKÜLEN AYNA
İçimde içli bir ses adın söyler, Ateşin ormanı yakışı gibi. Kuşların kentinden gözlerin geçer, Dönüp de ardına bakışı gibi. * Bağbanın elinde kırılgan çiçek










