kahve kokan kurşunlar aldı güzel danya’yı. filistin’de bir genç kız vuruldu güpegündüz. hangi çığlık uyarır zulme sağır dünyayı? ırzımız senelerdir çiğnenmekte düpedüz. – o
MANŞET
YOLUN ÖMRÜ
yokuşta etini göğüsleyen kısrağın dengesini bulacak akacak ter biçimlenen dünya aynıya işaret geçimsizliğim benim değildir; gençliğim, hoyratlığım… ayağı üzerinde uyuyor dağa diklenen at;
GÜZELLİK MARŞI
güzelleşmek içindi saatlerce güneşte yanması süsenlerin bir patika yola herkesten önce koyulmuş mart çiçeğinin kıskanması gelinciği zamansız pınarların suyunda seyretmek ışığı güzel demek için
Y/AN
bana güzel sözler söyle güzel düşler kurabilmem için soldu tüm çiçekler bana çiçek koparıp gelme güller dik bahçeme güzel kokular salsın gönlüme aratma
YOKLUĞUNDA
eskittim iki kedi bir akvaryum iki ev bir demlik iki hıçkırıkbir nefes iki göz bir ağız iki beyaz lale bir toprak irade hodbinlik yaptı
BUGÜN GÜNLERDEN YAĞMUR
Bugün günlerden Yağmur. Biz, siz, sen, o, onlar yok. Vitrinde sadece “ben” tekil zamiri var iki tırnak arasında. Bugün şafak vaktinden, yarın tan yeri
MEYVESİ KEKRE AĞAÇ
düşmediğim yer kalmadı hem de veresiye dal yaprak aradım damla damla toprak kıskançtı elinden düşmedi şemsiye kan ter içerisinde kaldım tanıdığım koyu karanlıklarla tuzak
HASBÎ/HAL
Gönlümün kahyasıyla çoktandır dertte başım, Düğün evi gibiyim hiç bitmedi telaşım. Eyüp sabrı arandı çocuksu bakışımda, Kavak yelleri esen on sekizlik yaşımda. İki dirhem
OLDUKTAN SONRA
* Kader-i mutlakla Hak’tan gelene Karşı konulur mu geldikten sonra? Çare ne ki olmuş ile olana Başa dönülür mü olduktan sonra? * Sevgide iştiyȃk
TUFAN HUZURU
* gün yüzüne çıkmaya fışkıran tohumla kıskıvrak tutunarak toprağın saçına ölmüş, gömülmemiş yeraltı şehriydi kansız ve kırılgan gözlerin – kıyamet saatidir, yaşlı tik taklar










