gazze’de bir çocuğum ben daha yaşının yedisinde ve adı sanı duyulmamış. annelerininiz öpücükle uyandırır sizi benimse yüzümde durur bomba izi nasıl bir dünya düşlediğim
MANŞET
BİR EYLÜL İNTİZARIDIR
Sen sevdin sen yandın, sen ayrıldın, sen kırdın. Firkatin müsebbibi, “eylül” diye haykırdın. Kalem kırıldı bana, meğer suçum hazanmış. Söyle âdem bu aşkı hangi
SEVDA GİRDABI
Gönül tandırımda bir duman tüter, Irmaklar dökülse söner mi bilmem? Bu hicran acısı ölümden beter, Zaman ilacıyla diner mi bilmem? * Mihrican yel vurdu
GÜVERCİNİ KİMSE GÖREMEDİ.
bir güvercin havalandı pırpır kanatlarıyla bir çifte patladı güm güm vicdansızlığıyla bir çift kanattan sadece bir tüy yavaşça süzüldü süzüldü ayaklarının ucuna düştü avcının
O, TÜRK ŞİİRİNİN SON DÖNEM ŞAH DAMARLARINDANDI.
O; Türk diline, Türk kültürüne ve Türk dünyasına büyük hizmetleri dokunan; Türkçenin duru zarif ve latif sesini şiirlerine ve nesirlerine yansıtan; Anadolu’dan Uluğ Türkistan’a
YAŞAR AKGÜL’ÜN YENİ YAZIYLA SÖYLENMİŞ ESKİ TÜRKÇE ŞİİRLER’İ
İncelemeye kitabın adından başlamak, sistemli bir analizin gerekliliği düşüncesi ile … Eski ve yeni karşılaşması veya çakışması, edebiyatımızda yaklaşık yüz altmış beş yıl öncesine
U/yanan Takvimler
yine bir takvim u/yanıyor dağların derinliğinde bulut gölgesinden dağılır gibi beklemekten yorulan bin selamla gelip kurulur mevsimin tahtına eylülce hatıraların izi kaybolmadan daha sesinden
ZULMEDEN Mİ, SEYREDEN Mİ?
* Seyirciyi seyretmek yaralarımı kaşır, Ecdatla kıyaslarım aynı kanı mı taşır? Siyonistler yıllardır bebeklerle savaşır, Zalim zulmeden midir, zulmü seyreden midir? Ölü müyüm, diri
GÖLGEDEN PERDELER
kanatları kırılmış bir rüzgârın önündeyim mühürlenen sonbahar yaprakları terk ediyor hüzünleri iniyor kar tanesi burukluğunda mahşer yerine siluetim denizi içtim şarap tadındaydı sarhoş olmadım
PERSPEKTIF
ufuktan ufuka yaralar daha da belirginleşiyor nasıl çığlık atabiliyorsun? buna nasıl dayanabilirim? parçaparça vücudumun her zerresi senin adını haykırıyor gece yarısı bakışlarım senin gölgeni










