
yıllardır yerimde sayıyorum
iki elimde iki valiz
merakınızı gidereceğim
birisinde tonlarca kırgınlık
ötekisinde kurşun gibi
son sözler
dizlerim tutmaz oldu
yoruldum işte
bütün kapılar aralıklı
bütün yollar açık
zaman çağırıp rampa aşağı koşuyor
ama ben gidemem
yüküm çok daha ağır
beklemek kızıl bir mühür gibi
sırtıma basılı
yere çakılı bir dağ gibiyim
dayandığım tek şey
bir besmele artık
yorduğunu fark etse
eminim
iner sırtımdan
takma adı çöl olan
uçsuz bucaksız o beklemek
güneş
ırmak gelirse
gölgesini bırakacağını beyan ediyor
buralarda
ne çayır çimen çıkar
ne nar ağacı çiçek açar
ne de selvi göğü deler
beklemenin üzerinde
kuşların konacağı bir dal bile yetişmez
*
KAZIM GÖK
