
–
kuşluk vakitlerinin içime serdiği o derin boşluk
zamansız vedaların toprakta biriken tortusu
kederli ve şaşkın bir uykunun kollarından dökülüp
savrulunca birden narçiçeklerinin baygın kokusu
kendinden başka her yerin gurbet olduğunu anlarsın
–
sonra sensizliğe alışmanın çetin alfabesi
dağılır iç burkan bir yalnızlığın ağlatan yanı
ellerim yağmura tutkun
yüzüm güneşe dönük
ve ayaklanırken kalbimde yolun düşü
belki de çiçek açar dilimin ucunda unuttuğum kelimeler
–
say ki
mekana yenik düşen her gölgenin koynunda
çürüyen dünyanın son ahalisiyim ben
geçmiş zaman çekiminde solsa da ömrüm
bulamadım kendimden başka gidilecek hiçbir yer
–
çırpınırken ellerinde bakışlarına sinen saatlerin telaşı
yorgun akşam serinliğini hatırlatır ıhlamur kokusu
unutulan bir mektup yalnızlığı gibi
bekleyişler yurdunun yoldaşıdır posta kutuları
–
ayrılığa kapı aralayan adama çıksa da benim adım
ateşe koşan pervaneden öğrenirim yanmayı
yakın da olsa gecenin sonu
simsiyah bir sensizlik alsa da koynuna beni
yok işte kendimden başka gidilecek bir yer
*
AKİF DUT
