

AÇIKKARA-100
İlk sayıdan bu yana çizgisinden taviz vermeden yayın hayatına devam eden Açıkkara, 100. sayıya ulaşmanın heyecanını yaşıyor. M. Nihat Malkoç, bu özel sayıyı “Açık Ara Açıkkara” isimli şiiriyle selamlıyor.
Yüzüncü sayıya vardın
Kutlu olsun Açıkkara!
Nice fikirleri kardın
Kutlu olsun Açıkkara!
…
Çok güldürdün, çok gülesin
Seviliyorsun, bilesin
Yüz yaşına da gelesin
Kutlu olsun Açıkkara!

Tacettin Şimşek, “Düğün Arabası” başlıklı yazısına bir soruyla başlıyor:
Gelin arabasının markası ve modeli neyi gösterir?
- A) Gelin ve damadın estetik zevkini.
- B) Erkek tarafının ekonomik durumunu
- C) Damadın mesai arkadaşlarının siyasal gücünü.
- D) Sağdıcın itibarını.
- E) Damadın kariyerini.
Şimşek sorunun sonuna bir de açıklama ekliyor: “Cevaplarda çeldirici falan aramayın. Birden çok doğru cevap verebilirsiniz. Bence bir sakıncası yok.” Tam da düğün sezonunda keyifle okunacak bu yazı, Açıkkara sayfalarında okurları bekliyor.
Tayyib Atmaca’nın sevilen serisi Mavra Meydanı yedinci bölümüyle devam ediyor. Mavro Dayı tüm hünerini göstermesine rağmen Kral Soppilom’u uyutmayı başaramaz. Bu defa sahneye İrfani Ağa çıkar. Halk arenada toplanır ve İrfani Ağa söze başlar:
“Bu âlemin kralı, sevgili Soppilom Efendi! Buraya ne için geldim, nelerle imtihan ediliyorum? Hangi taşın altını kaldırsam altında mutlaka bizim İt Yaşar çıkıyor. Memlekette ziraat doktoru olan bir dostum var; ara sıra gelir, iki lafın belini kırarız. Geçenlerde nerede gördü, kimden duyduysa… Bu civarlarda Karatepe diye bir köy var. İşte o köyde Hakvermez adında bir adam varmış. Köye uğradık, Kastabala’ya gittiğini söylediler. Biz de kalktık buraya geldik. Bu Hakyemez, milattan önce bilmem kaçıncı yüzyıldan kalma domates, biber, patlıcan, salatalık tohumları bulmuş. Her tohumdan beş yüz kilo mahsul alıyormuş.”
Bakalım İrfani Ağa’nın mavra resitali uykusuzluktan mustarip Soppilom’un derdine deva olabilecek mi?
Halit Yıldırım, “Bak Şu Muskanın Yaptığına” serisine “Sen Yeter ki Kilidi Aç” isimli yeni bölümle devam ediyor. Yazar, geleneksel halk hikâyesi anlatımı ile modern mizahı harmanlayarak; umut tacirliğini, kadınlar arasındaki gizli kıskançlıkları ve insan ilişkilerindeki çelişkileri başarıyla işliyor. Üfürükçü Âdem Efendi’nin işleri tıkırındadır. Müşterilerin biri gelir biri gider. Denize düşen yılana sarılır misali, Âdem Efendi’nin kapısını çalanlar, ellerinde avuçlarında ne varsa ona vermeye razıdır, yeter ki dertlerine çare bulunsun.
Mehmet Pektaş, Resmî İşler Müdürlüğü serisine güncel göndermelerle dolu yeni bir öyküyle devam ediyor: “Genel Kurul’da Şaibe Var” Necati Bey, 15 yıldır başkanlık yaptığı Yeşilçayır’ı Kaldırma ve Güzelleştirme Derneği’nin koltuğunu genç rakibi Özer’e kaptırır. Necati Bey bu yenilgiyi bir türlü içine sindiremez. Ne yapıp yapıp başkanlık koltuğuna yeniden oturmak ister. Bakalım Necati Bey amacına ulaşabilecek mi?
Hacı Musa Tuncer, Unçuluk Anşa ile Bedirik Hörü’nün hikâyesini anlatmaya bu sayıda da devam ediyor. Cuma artık kendine gelmiştir. Etrafındakilerin ısrarlı sorulara rağmen onu pusuya düşürenlerin isimlerini vermez. İntikamını kimseye bırakmadan bizzat almak ister. Bu sırada yayla köylerine doğru çıkan askeri araç herkesi telaşlandırır. Çok geçmeden aracın gidiş sebebi anlaşılır: Teber Tahir vurulmuştur.
Nesimî “Kime Ne?”, Musa Serin “Doktor Hanım-Hâlimi Arz”, Aslan Avşarbey “Şiir Karın Doyurmuyor”, Bekir Oğuzbaşaran “Köylü Milletin Efendisidir”, Halil Manuş “İki Ölç Bir Biç”, Murat Canbolat “Av/cı”, Erol Koca “Kazın Cücüğü”, Bilal Saygılı “Bekleme”, Nurgül Kaynar Yüce “Güzelleme”, Hızır İrfan Önder “Bir Hoş Mısra Kalsa İyi”, M. Nihat Malkoç “Açık Ara Açıkkara” isimli şiirleriyle Açıkkara sayfalarından okura sesleniyor.
Derginin aylık olarak mail adresinize gelmesini istiyorsanız acikkaradergi@gmail.com adresine bir mail atmanız yeterli. Ayrıca derginin tüm sayıları www.acikkara.com sitesinde erişime açık.
