Şimdi ne yapacağını bilemiyor oluşumun bilmem kaçıncı dakikasındayım. Rüzgarın hafifçe kımıldattığı perdelerin ardındaki serinlikten bakıyorum dünyaya. Bakıyorum ve görülecek bir şeyi kalmamış olan bu
MANŞET
BİR ANNENİN ÖLÜMÜ ÜZERİNE
Bu yazıyı sadece bir küçük kıza yazmak istiyorum. Evet. Sadece ona… Sarı saçlı kalın gözlüklü bir kıza. Sırtında yeşil çantası ve üzerinde bordo ceketi
DİKEN
kanatırken dikenin ağzımı gülümseyen gözlerinse alaycı biliyorum ömür boyu sürmez baharım şüphesiz tadacağım hazanı susmuyor telefonlar çalıyor art arda gerisin geriye akıyor kum taneleri
SONBAHARIN SON YAPRAKLARI
Okulla ev arasındaki yolu sürekli yürüyorum. Mevsim fark etmiyor. “Yürümek, yenilenmektir.” dediği gibi şairin; kendimi, zihnimi, bedenimi yenilenmiş hissediyorum attığım her adımda. Mevsimin sesini
BİR AŞK CEMRESİ
Mevsim bahara erdi, renk yeşile dönüştü; Yüreklere semâdan bir aşk cemresi düştü. Ilık bir rüzgâr esip tutuşturdu kalpleri, Kızgın çöl sıcağıdır sevdâ Âdem’den beri.
DOĞRU YAS
1. vakit tevekküllüdür şuurla yı-kanmış yüreğe akşam düşerse ve yak tahtını: tut iç makamını ve vakte ayarla aşkı: uzasın gün ve tut sabahı: akşama
SIĞINMACI ARZUHAL
geceye usulca sokulan karanlık gibi düğümlüyorsun göğüs kafesimde alnının kıvrımlarını açık unutulmuş bir pencerede salınan tül, çıplak tepelerin omzuna atılmış şal perçemin rüzgarı kucaklayıp
NELER OLUR
* Aç kardeşin bir ah çekse ırakta Sofranda bal olsa zehir oluyor. Fani el sallarken bu son durakta Nefsime sorunca tehir oluyor. * Hiç
ÇAĞ SIZISI
nedir bu sözlerimde kanayan ızdırap harflerin suretine bürünmüş ince sızı çıkmalıyım gün doğmadan bu puslu şehirden çağ yangını yürek evimi sarmadan şimşek hızıyla birden
YÜZ GÖRÜMLÜĞÜ
kırmızı kırmızı sevinen güller var ne kuş sesi kaldı ne uzun hava en çok da duymadığım ezana üzülüyorum kafesini içten kilitleyen kasabadayız yalanım varsa










