saklayamadıklarınız beklenmeyen bir sabah kımıldar yerinden sakin suyun ortasına düşen taş misali yayılır halka halka duyduğunuz sızı adım atarken dalgınlaşır bakışlarınız, kör noktaya çakılı
ŞİİR
Sırtımdaki Çöl
yıllardır yerimde sayıyorum iki elimde iki valiz merakınızı gidereceğim birisinde tonlarca kırgınlık ötekisinde kurşun gibi son sözler dizlerim tutmaz oldu yoruldum işte bütün
SIĞAMIYORUM
sustuklarımla sus/a/madıklarım arasında kaldığım şiir çizikle başladı çatlağı yerin kulağı vardı sağır oldular uğultu: üzerime yağan toz öyle ağırdı ki kar soğuğu çırılçıplak ayaklarını
ÜÇ KÜÇÜREK HİKÂYE
DUYGUSUZ EV ALETLERİ Adam, mutfaktaki sandalyelerden birine oturmuştu. Tezgâhta konuşlanmış tost makinesiyle hararetli bir tartışma içindeydi. ”Sen beni asla anlamak istemiyorsun!” diye bağırdı. “Senin
Takvimsiz Duvarlar
toprağa tutunmayı unutan insanın kuru bir telaş yayılınca yüzüne üşür ya hani rüzgara kapılan evlerin perdeleri sormaya korktuğu haberler dökülür yollara sonra ayrılıktan göz
DAYAN KARDEŞİM DAYAN
* Merhameti bürünmüş mazlum börkü giyenler, Hayvanları severken insanı unuttunuz. Onu bunu es geçip illaki ben diyenler, Sizin ise yapanlar yanlışları tuttunuz. * Çocuklar
GÖÇ DAVULU ÇALMADAN
Kalbe dermân arayan bulur Allah! diyerek. Gönül müheyyâ olur Resûlullah! diyerek. “Lâ!” diyenler “illâ”nın sırrından ilhâm alır, Zât-ı Mevcûd u Meçhûl Ol Padişah
Çelişkinin Yankısı
çağ ve çiçek eğilimi çelişki mi senin kitabında zan kayıtları tutturan zahir ikili bakışların altında gölgesiz kaç titreyiş var / görüyorum sen çocuk kuşları
ZAMANI OLMAYAN FANUS
biter miydi sere serpe uğuldayan yalnızlığım aşk bir devrin şanı olur muydu yutkunurken boğazımı serinleten yürüyüşündeki endamın gözlerin kadar büyük değil miydi
MUĞLAK BİR DERİNLİK
ateşten sarkıtlar yok edebilir ikimizi yok olurken gökte yitirirken tüm ağırlığımı yere basarken aklıyor, paklıyor bir bıçağın zaafı tüllere tutunmuş karanfilleri sessiz










