DÜNYANIN KAPISINI AÇAN ANAHTAR, SEYAHATNAME

Yolculuk, insanoğlunun en kadim merakıdır. Ama o yolculuğu kâğıda dökmek, bir seyahatname yazmak ya da okumak, sıradan bir geziyi evrensel bir belgeye dönüştürür. Seyahatname, yalnızca “Nerede ne yedim, hangi manzarayı gördüm.” demek değildir. Bir medeniyetin gözüyle başka bir medeniyeti, bir çağın zihniyetiyle başka bir çağın kalıntılarını kaydetmektir. Yabancı olanı anlamaya çalışırken aslında kendini anlamaktır. Bu yüzden seyahatname, edebiyatın en samimi, tarihin en canlı, sosyolojinin en renkli kaynaklarından biridir.

Seyahat kitabı deyince aklımıza ilk olarak Evliya Çelebi’nin 10 ciltlik Seyahatnamesi gelir. Ünü sınırları aşarak dünya edebiyatında ve tarihinde önemli bir belge ve eserdir Seyahatname. Okullara eskiden ansiklopedi satan pazarlamacılar gelirdi. Öğretmenler odamıza kolilerde ansiklopedi getiren pazarlamacının mahir pazarlama stratejisi sonunda 10 ciltlik Seyahatname’yi 10 taksitle almıştım. Fırsat buldukça da ciltlerin tümünü okudum. Tam anlamıyla bir şaheserdi Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi. Anlatımı, dili, olaylara mekânlara bakışı son derece özgündü. Daha sonra elime geçen seyahat ve şehir kitaplarını da okumaya devam ettim.

Okuru başka coğrafyalara, başka yüzyıllara taşıyan; yazarını ise daha iyi tanımamıza yarayan yazılar olarak görüyorum bu tür eserleri. Hani derler ya bir insanı tanımak için onunla seyahat etmek gerekir diye, ben bu kitapları biraz da bu zaviyeden bakarak okumaya çalıştım. Yazarların seyahat kitaplarını okudukça onlarla daha sıkı ünsiyetler kurmaya başladım.

Seyahatname yazmak cesaret işidir: Gördüğünü dürüstçe, beğenmediğini çekinmeden, hayret ettiğini saklamadan aktarması gerekir yazarın. Okumak ise bir tür zaman yolculuğudur; yazarın gözünden şimdiki zamandan başlayıp 300, 500, 1000 yıl öncesine gidip o zamanın dünyasına dokunmaktır.

Okuduğum ve bende büyük etkisi olan seyahat kitaplarından örnekleri buraya almak istiyorum:

Evliya Çelebi – Seyahatname (17. yüzyıl)

Osmanlı’nın “en büyük gezgini” değil, belki de dünya tarihindeki en büyük gezgindir Evliya Çelebi. 50 yıl boyunca üç kıtada 1000’den fazla şehir dolaşmış, 10 ciltlik dev eseriyle dünya coğrafyasını halleri, renkleri ve yüzde tebessüm bırakan halleriyle anlatmıştır. Viyana’daki saat kulelerini hayranlıkla anlatır, Mekke’de Hacerü’l-Esved’in öpülürken çıkardığı sesi tarif eder, Abaza Mehmet Paşa’nın kellesinin kesilişini öyle canlı betimler ki okuyanın tüyleri diken diken olur. Tokat’a gelir, Hıdırlık Köprüsü’nden geçerken selam verir Yeşilırmak’a. Hacı Bektaş’a bir selam verip Tokat için; “Alimler konağı, fazıllar yurdu, şairler yatağı” der. Erzurum’da damdan atlayan kediyi havada öylece asılı bırakmayı da ihmal etmez ama en önemlisi; mizahı hiç terk etmez. Nil Nehri’nde timsahları “koca kertenkele” diye küçümser, Arnavutları “Dağ keçisi gibi zıplıyorlar.” diye över. Onun seyahatnamesi sayesinde 17. yüzyıl Osmanlı dünyasının kokusunu, şivesini, esprisini hâlâ duyabiliyoruz.

Bu eserle ilgili en ilginç bilgi; Hazerfen Ahmet Çelebi’den bahseden tek kaynak Seyahatname’dir.

İbn Battuta – Tuhfetü’n-Nuzzâr fî Garâibi’l-Emsâr (14. yüzyıl)

29 yıl boyunca 120.000 km yol yapan Mağribli âlim. Çin’e, Hindistan’a, Mali İmparatorluğu’na, Volga boyuna, Endülüs’e gitmiş; gördüğü her sultanı, her âlimi, her garip âdeti kaydetmiş. Delhi’de Sultan’ın fillerle yaptığı geçit törenini anlatırken hayran, Maldiv Adaları’nda kadınların açık giyinmelerinden rahatsız olduğunu saklamaz. Onun satırları arasında İslam dünyasının 14. yüzyıldaki muazzam genişliğini ve çeşitliliğini görürsünüz. Marco Polo’dan çok daha fazla yol yapmış, çok daha Müslüman bir coğrafyada dolaşmıştır.

Anadolu’yu Anlatır İbn Batuta. Tokat’a gelmemiş olması onun için bir kayıp sayılabilir ama birçok Anadolu şehrini görmüş ve yazmıştır.

İbn Batuta’nın Konya’sı: “Konya büyük, güzel ve mamur bir şehirdir. Halkı yumuşak huylu, misafirlerini ağırlamayı seven insanlardır. Bu şehirde ahilerin misafirperverliği görülmeye değerdi. Beni evlerine götürdüler, yemekler hazırladılar, sanki yıllardır tanıdıkları biriymişim gibi davrandılar.”

Marco Polo – Il Milione (13.-14. yüzyıl)

Avrupa’nın gözünü Çin’e, Moğol İmparatorluğu’na ilk açan kitaptır. Venedikli tüccar Marco Polo’nun 24 yıl süren Asya macerası, Avrupa’da “Doğu” imgesini baştan kurgulamıştır. Kâğıt para görünce şaşırır, kömürün ısıttığını öğrenince hayret eder, Kubilay Han’ın sarayını ballandıra ballandıra anlatır. Kitap o kadar inanılmaz bulunmuştur ki İtalyancada “bir milyon yalan” anlamında “il milione” deyimi ortaya çıkmıştır. Ama bugün biliyoruz ki Marco Polo’nun çoğu anlattığı doğrudur; sadece Avrupa’nın hayal gücü o kadar geniş değildi.

Lady Mary Wortley Montagu – Türk Mektupları (1717-1718)

İngiliz aristokrat bir kadın, Osmanlı İstanbul’una gelir ve Avrupa’da “esaret altındaki kadınlar” efsanesini tek başına yıkar. Çiçek aşısını (aşılamayı) Türklerden öğrenir ve İngiltere’ye taşır. Onun mektupları, 18. yüzyıl Osmanlı’sının “içeriden” bir portresidir ve hâlâ en güzel feminist seyahat metinlerinden biri sayılır.

Ahmet Mithat Efendi – Avrupa’da Bir Cevelan

Ahmet Mithat Efendi’nin tüm eserlerini okumak çok da mümkün değil. Kütüphane hacminde eserler ortaya koymuş bir yazı makinasından bahsediyoruz. Arkadaşlarım ara sıra bana “Ahmet Mithat Efendi” diye takılırlar. İçten ve yürekten “keşke” dediğim isimlerden biridir Ahmet Mithat Efendi. Onun eserlerini merak ettikçe okumaya çalışıyorum. Avrupa’da bir Cevelan da öyle oldu. Ahmet Mithat Efendi, 1889’da İstanbul’dan vapurla yola çıkarak Avrupa’yı dolaşan ilk Türk edebiyatçı ve gazeteci olarak geçiyor tarihe. Bu seyahat resmî bir görev değil, tamamen kendi merakı ve gazeteye malzeme toplamak için yaptığı özel bir gezidir. Bu yönüyle Türk edebiyatında bireysel merakla yapılan ilk modern seyahatname sayılır. Ahmet Mithat’taki yazma ve öğrenme azmine hayran olmamak elde değil.

İstanbul, İzmir, Napoli, Roma, Floransa, Venedik, Milano, Cenevre Gölü, İsviçre Alpleri, Paris, Londra, Liverpool, İskoçya, Stockholm, St. Petersburg ve Odessa onun rotasındaki şehirler. Üç ayda geziyor bu şehirleri ve ortaya Avrupa’da Bir Cevelan çıkıyor.

Falih Rıfkı Atay – Zeytin Dağı

Falih Rıfkı Atay’ın Zeytin Dağı, önemli bir eserdir. Çünkü Ortadoğu coğrafyasına farklı bir gözle bakan bir kitaptır bu. Osmanlı’nın sonu, çöllerde kalmış Osmanlı izleri, çöldeki asker mezarları, Cemal Paşa ve yaşananlar anlatılıyor kitapta. Atay’ın Osmanlı’ya bakışını daha netleştirmek için bu kitap iyi bir tercih olabilir.

Zeytin Dağı’ndan: “Kudüs’te Türk izi kaldı mı diye baktım; yalnız mezar taşlarımız var. Selahaddin’in türbesi bile Araplaşmıştı. Zeytindağı’na çıktım, oradan Kudüs’ü seyrettim. Orada yalnız bizimkiler gömülüdür.”

Cenab Şehabettin – Hac Yolunda

Bir hac yolculuğu ile ilgili okuduğum ilk kitap Cenab Şahabettin’in Hac Yolunda kitabıydı. Cenap Şahabettin’in 1909 yılında yayımlanan Hac Yolunda’sı, bir seyahat metninin ötesine geçerek, okuyucuyu hem coğrafi hem de zihinsel bir yolculuğa çıkaran, adeta düşünce iklimine davet eden bir eserdi. Edebiyatımızın batılılaşma sancıları çektiği bir dönemde, yazarın bu kutsal yolculuğa dair izlenimleri, Servet-i Fünun neslinin o ince, melankolik ve estetik kaygılı bakış açısını da gözler önüne seriyordu.

Eser, bir yandan İslâm coğrafyasının kalbine doğru ilerlerken, diğer yandan yazarın Avrupaî eğitimi ve estetik hassasiyeti arasında bir köprü kuran bir hassasiyetre sahip. O, geleneksel bir hacının duygusal yolculuğunu değil; modernleşen bir aydının, kendi kültürünün ve inancının köklerine yaptığı bu ziyaretteki entelektüel ve estetik sorgulamalarını yansıtıyor kitapta. Gözlemlerine kattığı kültürel karşılaştırmalar, sosyolojik analizler ve yer yer mizaha kayan eleştirel yaklaşımlar, eserin salt seyahatname formatından sıyrılıp deneme tadına bürünmesinin temel nedenini oluşturmakta.

Hac Yolunda, kişisel izlenimlerin, derin düşüncelerin ve edebi bir dilin kusursuz birleşiminden oluşuyor. Ktabı okurken Cenap Şahabettin’i sadece bir yazar olarak değil, aynı zamanda yol arkadaşı ve düşünce rehberi olarak da görmek mümkün. Eser, bize bir şehrin ya da ritüelin anatomisini sunmaktan çok, o coğrafyanın yazarın hassas ruhunda bıraktığı izleri ve uyandırdığı çağrışımları da aktarıyor. Bu samimi, yer yer hüzünlü, yer yer coşkulu iç ses; onu edebiyatımızda seyahat yazılarının en özgün ve deneme sanatına en yakın örneklerinden biri yapıyor. Kitabı okuyup bitirdikten sonra içinizdeki hac yolculuğuna çıkma isteği tarifsiz bir hâl alacak.

*

MUSTAFA UÇURUM

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Deneme Bonusu Veren Sitelerescort konyagrandpashabetGrandpashabetgrandpashabetescort konyagrandpashabetJojobetpusulabetjojobet girişperabetjojobetholiganbetgrandpashabetbahiscomgrandpashabetmatbeturfa konteynerşanlıurfa konteynersekabetpusulabet girişsuperbetinmarsbahispusulabetpusulabetjokerbetjojobetJojobetJojobetjojobetGrandpashabet girişGrandpashabetvdcasinomatadorbetonwinsekabet xmatadorbetteosbetbetgitbetgitromabetgameofbetcratosroyalbetgrandpashabetholiganbetholiganbetbetparkbetparkjojobet girişDeneme Bonusu Veren Sitelersweet bonanzaCratosroyalbetsahabetpusulabetholiganbetvdcasinosekabetpalacebetbahiscasino1wingrandpashabetmatbetimajbetimajbetgrandpashabetgrandpashabetDeneme Bonusu Veren Sitelerkazandraperabet girişperabetperabetjojobetcasibomtipobetholiganbet girişpusulabetjojobetcasibomjojobetholiganbetsuperbetingrandpashabetgrandpashahbetcasibomgrandpashabet girişgrandpashabet girişbetpuanbetpuanholiganbet girişholiganbetibizabet girişholiganbetholiganbetholiganbet girişesbetesbet girişgrandpashabet girişcashwin girişgrandpashabetcasinolevant girişcasibomgrandpashabetcasibomcasibomcasibompusulabetcasinolevantcasibomsekabet giriş
Facebook
Twitter
YouTube
Instagram