
Zayıf, kısa boylu, çember sakallı İso Amca, mahallemizin temizlik işçisiydi. Her sabah gün ağarmadan mahalleye gelirdi. Mezarlığın girişindeki Dığdığan Ağacı’nın altındaki kulübede kahvaltısını eder, mezarlıktaki ağaçları sulardı.Sonra süpürgesini eline alır mahallenin bütün kirini pasını temizlerdi. Ona bakanlar işine âşık bir adam olduğunu görürlerdi. Zevkle, aşkla, yumuşak esintilerle süpürürdü sokakları. Süpürge adeta dans ederdi elinde.
***
Bir sabah, vita yağı kutusunu çöp tenekesi yapmış bir evin önünde, siyah bir naylon poşetin içinde eski ve oldukça yıpranmış bir ceket buldu. Ceketin cebinden siyah kaplı küçük bir not defteri çıktı. Sayfaları kirlenmiş, köşeleri kıvrılmış bu defter, bir babanın tutuğu not defteriydi.
Defter
- Sayfa
Boştu. Kirlenmiş ve kırışık bir haldeydi. Hapishanede gün sayan bir mahkûmunkurşun kalemle attığı çizgileri andıran işaretlerle doluydu.
- sayfa
Sevgili Kızım,
Bizi ayıran sınırın öte tarafından tel örgülere bakarak yazmaya çalışıyorum bu satırları. Güneş batmaya yakın… İnsanlar evlerinin yalnızlığı andıran köşelerine çekiliyorlar. Gökyüzünün turuncu, mor ve kızıla dönen renklerine bakıyorum. Yazarken yüreğimdeki ince çizgilerlebastığın o sokakları, kabaltılarıgözümün önüne getiriyorum. Sarı saçlarını, mavi gözlerini özlüyorum. Gülerken çiçek açan gamzelerin beliriveriyor içimde. Hangi cümleyi yazsam seni anlatamayacağımı biliyorum canım kızım. Saf, kirlenmemiş o hayal dolu sorularını hatırlıyorum. Yüzümde buruk bir gülümseme oluşuyor. Sürekli içimden adını tekrarlıyorum. Bir dua, bir ayet gibi… Hiç bıkmadan ve usanmadan…
- Sayfa
Tlf: 0414 212
Adres: Kavakçı Mah.
Diğer yazılar silinmiş, yer yer okunmaz hâle gelmişti.
- Sayfa
Ne yapacağımı bilmiyorum Allah’ım. Her gün sınır boyuna gidip tel örgünün üzerinden kızımın olduğu topraklara bakıyorum. Tozuna, dumanına, suyuna, yağmuruna hasret kaldığım memleketim. Hâlbuki eskiden her taraf bizimdi. Bu sınır nerden çıkmıştı? Niye aramıza girdi? Allah’ım, çıldırmak üzereyim. Acaba kızım ne halde? Akrabalarım ona iyi bakıyorlar mı? Bensiz ağlıyor mudur? Allah’ım doksan dokuz adının yüzü suyu hürmetine bana yardım et. Kalbime şifa ol! Beni bu durumdan feraha çıkar! Âmin…
- Sayfa
Bir papatya resmi çizilmişti. Altına: Kızım Meyra, yazılmıştı.
- Sayfa
Tel örgülerin iki tarafında bir çocuk ve bir adam çizilmişti. Adam, kızın ellerini tellerin arasından sımsıkı tutmuş, gözleriyle kızına kilitlenmişti.
İso Amca, defteri kapatıp düşüncelere daldı. Bu defteri yazan kimdi? Hangi sınırdan bahsediyordu? Bu ceket, bu notlarla nasıl buraya gelmişti?Süpürgesini yavaşça yere bıraktı, gökyüzüne baktı. İçinde tuhaf bir ağırlık, bir sızı vardı.
Defteri,kalbinin hizasında duran kapaklı cebine koydu. Sonra yine tanıdık sokaklara döndü. Kilit taşlara ayak izlerini bırakırken ardından gölgesi de uzuyordu. O arada bir evin kapısı çarparak kapandı. Mahalle bir anda sessizliğe gömüldü. İso Amca, cebinden çıkardığı siyah not defterine baktı. O defter artık Sako’nun tanığıydı.
Ve türkü söyleyen deli bir rüzgâr, tel örgünlerin ardından gelen mavi gözlü bir çocuğun sesini taşıyordu o sabah.
*
– ABDULKADİR TAŞ
