
ayakkabı doğar güneşin eşiğinde
dişlilerin arasına sıkışmış biri
beni yerde arayan nafile
dünyanın pili masada sökük
daralan odalardan taşan zaman
sultanahmet kapısında yağmur
taşlara bir yara sızısı
kar, eksikliği omuzda taşır da devrilir
çocuk sesine otururum
içimde kıvrılan bir tarla
zaman yanıcı nehir
evrenin gırtlağına takılan cam kırığı
gül reçeli değil bu manzara, çiçeğin mezarı
her gün omuzlara ağır gömlek
inanç sessizliğe çarpıp kırılan
kıyıları dişleyen tortu kalır
gece eşiğe yaklaşır, durur
beynimiz kapanmış canlı bir sandık
güneşin eşiğinde her şey
avuçta dağılan küldür.
*
– HALİL İBRAHİM ÜNLÜ
