yine bir takvim u/yanıyor dağların derinliğinde bulut gölgesinden dağılır gibi beklemekten yorulan bin selamla gelip kurulur mevsimin tahtına eylülce hatıraların izi kaybolmadan daha sesinden
MANŞET
ZULMEDEN Mİ, SEYREDEN Mİ?
* Seyirciyi seyretmek yaralarımı kaşır, Ecdatla kıyaslarım aynı kanı mı taşır? Siyonistler yıllardır bebeklerle savaşır, Zalim zulmeden midir, zulmü seyreden midir? Ölü müyüm, diri
GÖLGEDEN PERDELER
kanatları kırılmış bir rüzgârın önündeyim mühürlenen sonbahar yaprakları terk ediyor hüzünleri iniyor kar tanesi burukluğunda mahşer yerine siluetim denizi içtim şarap tadındaydı sarhoş olmadım
PERSPEKTIF
ufuktan ufuka yaralar daha da belirginleşiyor nasıl çığlık atabiliyorsun? buna nasıl dayanabilirim? parçaparça vücudumun her zerresi senin adını haykırıyor gece yarısı bakışlarım senin gölgeni
ZAMANIN ÇİZDİĞİ YOL
Şimdi sen gidiyorsun, boş bırakıyorsun üzerini karaladığın sırayı. Son zil de çaldı ve geride kaldı bütün bir yaşanmışlıklar. İlk telaşın, belki senin gibi gitmekte
UMUDA ÖLÜM
açık sokaklarım vardı önü arkası sevgiye güneşlenen şimdi ayak izleri üşüşmüş ve kırılmış çiçekli kaldırımlarım sarp kayalara fırlatılmış güllerim hoyratça yaban olmuş kan
KATİL
Hüküm vermem için karşımda duran adamın soyadı benimkisiyle aynı? Tesadüf olabilir mi isminin de şahsına münhasır ismimle özdeş olması? Çenesinin üstünde duran kocaman et
ELVEDA
ebediyet yurduna adım adım yürüdüm, nefis denen kaçkını peşim sıra sürüdüm. – istikamet aşikar niyetim Hak rızası, amelim tartılacak defterim açılacak. her fiilin rengine
Saklı Seher
kerkük urumçi srebrenitsa gazze haddini bilmiyor işte bu acıların çarşaf çarşaf ıslak hüzünleri vicdan sustu gölgeler yitti kuytulara sinmiş bu zifiri karanlıkta neyin nesi demeyin
ÖKSÜZ
ben bilirim acısını gözlerinden akıtamayanların yutkundukça daha da acır iç yaraları gözleri kısık kirpikleri uzun yanaklarında gamzesi her şey yerli yerinde yakışıklı bir










