– HÜSEYİN OPRUKLU * İlkbahar sabahının neşe yüklü saatleriydi.Üç ay olmuştu görüşmeyeli. Beyaz yeşil desenli dar bir elbise vardı üzerinde. İkide bir açık yakasını
ÖYKÜ
ANADOLU ÇOCUKLARI
– GÜLÇİN YAĞMUR AKBULUT * Daraldıkça daralan bir çemberin içinde dönüp dolaşıyorduk. Yalap yalap ışık huzmelerinin yağdığı kentlerden olurda yolunu şaşıran bir ışık demeti
KISA BOT
– NECMETTİN YALÇINKAYA * Dolmuştaydım, günün yorgunluğu vardı üzerimde. Hafta sonu olduğu için trafik ağır ilerliyordu.
KIRMIZI PENALI MANDOLİN
– GÜLÇİN YAĞMUR AKBULUT * Üzerime giydirdiğiniz bu beyaz bez parçası da neyin nesi? Neden bağladınız elimi kolumu? Verdiğiniz ilaçlarla bedenimi uyuşturabildiniz diyelim, aklımın
KÜÇÜREK ÖYKÜLER
-İlker Gülbahar * SATRANÇ OVASI’NDAKİ VEBAL İki şahın restleşmeleri neticesinde Karaşahlılar ve Beyazşahlılar Satranç Ovası’nda karşılaştılar, birbirlerine elçi gönderdiler. Barıştan yana olduklarını, Satranç Ovası’nın
UN HELVASI
– AYFER YILDIZ * O zamanlar Namıkların evinden her sabah tozu dumana katan sesler gelirdi. Onların sabah senfonilerini duymadan uyanabilene aşk olsun. Namıklar beş
ÜZÜLME EVLAT
– NECMETTİN YALÇINKAYA * Erkenden kalkmıştı. Karnı zil çalıyordu ama nedense canı kahvaltı yapmak istemiyordu. Dükkânı birkaç sokak ötede, bir benzin istasyonuna yüz metre
Küçürek Öyküler
İlker GÜLBAHAR * ÜÇ LİRA YİRMİ BEŞ KURUŞ Utandım. Böyle düşündüğüm için, aklıselim muhakeme edemediğim için kendimden çok utandım. Kasada, hemen önümdeydiler. İki kişiydiler.
KÜÇÜREK ÖYKÜLER
– MURAT KAPKINER 1. Maria saçlarımın ağardığı o saniyede geldi. Ruhunu unutmuş mu acaba, dedim. Ceplerimde de aradım; yoktu. Zıpladım ama aynı yere düştüm.
YOLCU
– GÜLÇİN YAĞMUR AKBULUT * Merak ediyordu işte! Hangi kente gidiyordu bu otobüs, ya da hangi kentin hangi kasabasına? Ne aradığını bilmeyen bir yolcunun










