kalbim yandı tuzla oruç tuttum mihrabında okurken müezzin selanı ben akıtamadım gözümün yaşını sarınca yıldızları bulutlar salkım saçak yağmura döndüm ama yağmur olup akamadım
ŞİİR
KURŞUN SOFRASI
serin ve dalgın bir akşamüstü zeytine banılan solgun kudüs’tü yerden göğe yağdı kuru dualar iri alev topu sofraya düştü nemlendi gözümüz çözüldü söz hüzün
Yorgun Atlar Türküsü
ben yola bırakılmış güneşi yürüten bir ateş olmalıyım gördün mü kaç kuşak koşmuyor ki atın sağrıları yara oldu göç içmiş atlar zamana nasıl
ÇÜRÜYECEKTİR
Süslü yağdanlıklar makama araç Oldukça değerler çürüyecektir. Kayırma ön safta, revaçta haraç Kaldıkça değerler çürüyecektir. – Yazılan okunur, tesirsiz hutbe. Din ilmi emreder bu
SOLUĞU OVADA KAYBOLAN YILKI
soluğu ovada kaybolursa kışa direnen yılkının korkarım boynuna düşen yorgun aktan her ayaz sonrası küheylan yelesi düşlerim mevsim değişirkar yağar rüya dağılır her akşam
ŞİİR SULTANI GURBET
çok şey anlattın bana çok şey öğrettin hayat mektebinde yıllar gurbet oldu mutluluğu da tattın sevinci de acıyı da gönülce yazdın yüreğinin sesini anne oldun
RUTİNİ BOZMAYAN DÜNYA
seviyor sevmiyor ile bilinen papatyalardan bir bardak bitki çayı sakinlik verir yoğun ve yorguna rutini bozmayan dünyaya alışan ruha ne demeli! benzerdi göksuyu ile
ARALIK BIRAK KAPINI BİR YÜREK YARISI KADAR
nedendir bu mezar burada hep kendine benzer oysa senden bana hatıra kalan bir avuç toprak bahçende yetişen bir akasya ağacı ve kavanozda bir tutam
PAPATYA
Gecenin kuytu karanlığında Sen miydin parlayan ayın ışığında Ay silinse yıldızlar düşse güneş doğmasa Yine de parlarsın değil mi ihtişamınla Bir sultanın, sultanının saçına
KAYIP
gül benizli bir gün terk edince güzelliğini şehrin damlarını usulca okşayarak, geceye çalmışlar düşlerini habersizce. asıp gecenin bağrına çığlını uykusuz kalmışsın. kanatların yorgun, ağır










