KARŞITLARIN VARLIĞI, BİRLİĞİ VE YOKLUĞU

İnsan özü itibariyle nedir?

Thomas Hobbes, insanın doğuştan bencil ve rekabetçi olduğunu söyler. J. J. Rousseau’ya göre insan doğuştan iyi ve özgürdür, J. Locke’ a göre ise insan zihni doğuştan boş bir levhadır. Psikanalitik yaklaşım insan doğasının temelinde bastırılmış dürtüler olduğunu savunur. Hümanistik görüşte insan, gelişmeye açık ve pozitif bir varlıktır. Biyolojik ve evrimsel görüş insan davranışlarını hayatta kalma ve neslini devam ettirme içgüdüsüyle açıklar. Doğu felsefesine göre içimizde hem iyilik hem kötülük potansiyeli bir arada bulunur.

İnsanın tabiatı üzerine ortaya konulan ve zaman zaman çelişkili görünen görüşler çoğunlukla dönemin hâkim paradigmasıyla beraber yerleşik kültürler ve inançlar tarafından belirlenir. Bu nedenle içinde doğup büyüdüğümüz kültürel iklimin olası yanıltıcı ağırlığına dair İbn Arabi’nin şu uyarısını ekleyelim: Kendi inancınızda, farklı inançları yok sayacak kadar kaybolmayın.

İnsan nedir? İnsan karşıtlıklar yani çelişkiler yumağıdır. Hayatının büyük bir bölümünü bir sarkaç gibi bir uçtan öteki uca salınım ile geçirir. Gönül dünyasında türlü karşıtlıkların kavgasını verir. Ne büyük acılar karşısında konuşabilir ne de büyük sevinçler karşısında tek laf edebilir. Yavrusu doğar, sevinçten ağlar; babasını yitirir üzüntüden ağlar. Küçükken büyümeye can atar, büyüyünce küçüklüğüne dönmeye çabalar. Gençken emeklilik planları yapar, emekli olunca boşa geçen gençliğine ağlar. Bazen aklı birini takdir etmek ister, arzuları dilinden kem söz söyletir. Kalbi insanları sevmek ister, ihtirasları nefreti telkin eder. Ruhu göğe yükselmek ister, bedeninin gözü bataklıktadır.

İnsan bazen yardım için kendisini insanlığa adar kapı komşusu bir dilim ekmeğe muhtaç iken. Münzevi bir hayata özenir son çıkan teknolojik oyuncağın satış kuyruğunda iken. Bazen de yüksek ahlâk dersleri vaaz eder niyeti karanlık iken. Bir yanımızla koca okyanuslardan dev dalgalar getiririz öte yandan çer-çöptür sahile getirebildiklerimiz. Çoğu zaman koca dağları aşarız da önümüzdeki küçücük çukurlara düşüveririz.

İnsanın en temelde dört evresi vardır: masum zamanlar (çocukluk evresi), karşıtların varlığı (gençlik evresi), birliği (yetişkinlik evresi) ve yokluğu (olgunluk evresi). Yolculuk masum zamanlarla başlar. Bilinçle beraber zaten ortada olan karşıtlıklar ilk defa fark edilir. Bu andan itibaren karşıtlıklar sarkaç etkisi üretir. İnsan sürekli uçlarda salınım yapar durur; nihayet yorulur ve karşıtları birliğe getirmeyi, yani salınımı azaltmayı ve denge haline ulaşmayı yani itidale varmayı dener. Şayet kusursuz bir denge haline ulaşırsa sarkacın büyük bir yanılsama olduğunu ve tüm karşıtlıkların bir anda yok olduğunu fark eder.

İnsan iyilik üzere doğar. Bir bebek pirüpak masumdur, bir çocuk masumdur. Çocukça yaşam masum bir yaşamdır. Koca insanlar hakikatin ışığına perdeler ardından bakmaya dayanamazken masum bir çocuk kuş yüreği ile hakikate perdesiz bakabilir. Ne var ki gördüğünün hakikat olduğundan habersizdir. Zira çocuk aklı onu kavramaya yetkin değildir. Hakikat, karşıtlıklar yani çelişkiler ardında gizlidir. İyilikle kötülüğün çetin kavgasından yükselen toz bulutunun ardındaki sükunette saklıdır. Karşıtlıkları görmeyen hakikati göremez, görmek için aklı yetkin kılmak gerekir. Aklı yetkin kılan ise bilinçtir ki o bilinç sayesinde insanın gözündeki tül perde kalkar ve tüm çelişkileri görmeye başlar.

Şeker Portakalı romanında olduğu gibi minik çocuk, önce çok sevdiği arkadaşını yitirir. Ruhunda beliren gerçek acıyla tanışır. Sonrasında sırdaş edindiği şeker portakalı fidanının kesileceğini öğrenir. Bu haber, çocukluğu ile irtibat kurduğu son bağı da kopuverir. Çocuk, mutluluğun tam kalbinde acıyı keşfeder.  Yaşam sarkacı ilk büyük salınımını yapar ve böylece çocukluk günleri artık geride kalır.

Çocukluk çağı geride kalır, bilinç akla eşlik eder ve insan için ikinci evre başlar: karşıtların varlığı. Her birimizi büyüten hikâyeler vardır ve çocukluktan gençliğe her bir geçiş daima travmalıdır. Büyümek karşıtları fark etmektir: İyinin karşısında kötünün de olduğunu, mutluluğun karşısında acının da bulunduğunu, cesaretle beraber korkunun da varlığını ve tüm bunların amansızca kavgaya tutuştuğunu görmektir. Büyümek iç dünyamızdaki karşıt kutupların kavgasını şaşkınlıkla izleyip ilkin ne yapacağını bilememektir. Tam da bu bağlamda ilk gençlik çağının tutarsızlığı, gencin içinde başlayan amansız savaş karşısındaki panik halinden ileri gelir. Karşıtların savaşını görebilen için masum çocukluk zamanları geride kalır. Sonrasındaki tüm yaşam tekrar o masum zamanlara dönme arzusuyla yaşanır. Bu nedenle insan çocukluğunu değil masumiyetini özler.

İnsan kendisiyle kavga etmeyi pek sever. Öyle ki en çok kendi içindeki bitmez savaşlar yıpratır onu ve insanların çoğu karşıtların daimi kavgasıyla ömrünü tüketir. Tam da burada, tümüyle tükenip sıradanlaşmadan hayata dair yeni bir tavır almak gerekir: Karşıtların birliği. Her şey karşıtıyla kaimdir. Karşıtlar birbirini tamamlar, tanımlar, besler, kıymetlendirir. Karşıtların birliği demek onları dengeye getirmek demektir. Şayet karşıtlar dengeye gelmezse yapılan iyilikler dahi sorgulanır. Zira sınırsız iyilik nankörlük getirir. Belirsiz sınırlar lakaytlık, koşulsuz sevgi ise sorumsuzluk üretir. Tevazuyu yitiren ilmin zemini kibre meyillidir. Başarıyı çokça izhar etmek haset sebebidir. Buna mukabil ölçüsüz mutluluk hüzünle dengeye gelir. Düşüncesizce cesaret kararınca korku ile terbiye edilir. Sıhhatin değeri hastalıkta gizlidir. Aklın mermer koridorları kalp ateşiyle germ edilir. Karşıtlıklardır ahenk üreten. Siyah renk en çok beyaza yakışır. Yazın sıcağıdır zemheri soğuklara tahammül ettiren. Varlık umudu olmasa insan yokluğa katlanamaz. Kavuşma umudu olmasa seven sevdiğini toprağa veremez. Yaşam biricik ve eşsizdir zira ömür mahdut, ölüm hakikattir.

Kar taneleri uzaktan aynıdır, yakından bakınca birbirinden farklı, biraz daha yaklaşınca özü itibariyle yine aynı. Karşıtlık varlıkta mıdır, yoksa ona bakan gözde veya varlığa nüfuz edemeyen özde midir? İnsan kendi içinde denge ürettiğinde yani karşıtları birlediğinde yürek sükûn bulur, akıl berraklaşır ve bilinç varlığın özüne bakar, orada yokluğu görür: karşıtların yokluğu…

Bir zamanlar içinde hışımla deveran eden sarkacın iki ucu üst üste geldiğinde artık zaman durur. O an sonsuz olur ve karşıtlar ayırt edilmez. Bu aşamada iyiyi gören kendini görür, kötüyü gören kendini görür. Gördüğü şey içindeki öz benden başkası değildir. Artık isimler düşer; iyi-kötü, haklı-haksız, aydınlık-karanlık dahi, sair ayırımlar yoktur. Sadece varlığın farklı tezahürleri vardır, sadece olan ve olanı olduğu gibi kabullenme hali vardır. Bu kabullenme hali yürekteki tüm savaşları bitirir, ötelere kavuşma arzusu belirir. Bu merhalede insan ile varlık arasındaki mesafe ortadan kalkar ve insan hakikate perdesiz bakar. Son raddede bilinç katreye dönüşür, katre deryaya karışır ve katre derya olur.

*

– SEMİH GEÇEN

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Deneme Bonusu Veren Sitelerescort konyagrandpashabetGrandpashabetgrandpashabetescort konyagrandpashabetJojobetcasibomjojobet girişjojobetjojobetgrandpashabetbursa escortjojobetchild porniptv satın almatbetsüperbetmarsbahisholiganbetjojobetgrandpashabetsekabetmatbetimajbetgrandpashabetgrandpashabetDeneme Bonusu Veren Sitelerkavbetjojobetjojobetjojobetmatadorbetgrandpashabetcasibomcasibomchild pornjojobettlcasinoholiganbetholiganbetholiganbetcashwinjojobetjojobetjojobetjojobetgrandpashabet girişcasibomgrandpashabetcasibomjojobetcasibomholiganbetgrandpashabetgrandpashabetpusulabetibizbet girişpusulabetgrandpashabet girişcratosroyalbetgrandpashabetgrandpashabetgrandpashabet girişsekabetimajbetpusulabetbettiltsekabet girişvdcasinocasibomcashwincashwin girişcashwinjojobet girişjojobetcasibomnesinecasino girişbetbeybetbey giriştambetmatbet girişpusulabet giriştaraftarium24pornokingroyalcasibom
Facebook
Twitter
YouTube
Instagram