casino siteleri

ŞADIRVAN HİKÂYESİNİN BAŞKİŞİLERİ

 – İLKER GÜLBAHAR

*

Hayır, onunki ihmal değildi. Öyküyü yazmak için en uygun zamanı bekliyordu. Çünkü prematüre bir öyküyü kuvöze alıp yaşatmaya çalışmak gereğinden fazla zahmetliydi. Kişilerin öyküdeki yerlerine alışması, yaşam halkalarının olgunlaşması gerekliydi. Şadırvan yıkıldıktan sonra çınarın önceki halini hayal ederek öyküyü yazmak çok zor olacaktı. Öykü binasındaki her bir taş yerli yerine gelmemiş olsa mesela; sekiz on yaşlarındaki – bir kız, bir erkek – Suriyeli iki çocuğun mendil satmak için sehpalara gelip vatansızlıklarını, sahipsizliklerini, kimsesizliklerini boyun bükme masumluğuna yüklemeleri boşlukta kalacaktı. Taburelerde oturup çaylarını içen ve her biri farklı dünyalara ait müşterilerin bu iki Suriyeli çocuğu hiçbir şekilde umursamamaları da bir anlam ifade etmeyecekti. Bu yüzden öykünün olgunlaşmasını beklemek daha doğruydu ama bu kararı yanlış çıktı. Çünkü yıkım ekibi öykünün yazılmasını beklemedi. Yıkıma erken başladı. Bulanık bir toz bulutu kapladı çarşıyı. Kolonlara süs amaçlı yapıştırılmış dekoratif tuğlalar, birbiri üzerine yığılırken pof diye sesler çıkardı. Sanki bu sesler şadırvanda fısıltıyla dertlerini paylaşanların sırlarının, hislerinin sesleriydi.

Beklemeliydi, beklemek zorundaydı; çünkü öykü vakitsiz doğsa…

Çay ocağında çay içip vakit geçiren hem de tespih satan, adını bile bilmediği ihtiyar delikanlının, içinde tespihlerle ilgili türlü türlü hikâyeler biriktirdiği aklının ucundan bile geçmeyecekti.

Tuğla ile yapılmış üç kameriyenin otantik duruşunu ve dört basamakla birbirinden ayrılmış iki bölümlü şadırvanın yüksekte kalan kısmının camlı halinin tüm güzellikleri gölgelediğini de fark etmeyecekti. Bir başka çay ocağına oturmasa şadırvanda içtiği çayın daha berrak, daha lezzetli, daha keyif verici olduğundan da haberi olmayacaktı. 

Hele de şadırvanın güney cephesindeki et lokantasının duvarına sırtını dayamış, sarı ve beyaz makaronlara özenle tütün dolduran ablak yüzlü, esmer beyazı tütüncüyü de hatırlamayacaktı. Hikâye içine hikâye ararken kravatlı kasabın dükkânının önünde, sokak lambasının dibini koklayan sokak köpekleri ise aklına hiç gelmeyecekti.

Cam bölmeli kısım ve çayın yapıldığı derme çatma yapı yıkılınca leylek yuvasına benzemişti şadırvan. Çarşıyı günde üç dört kez turlayan ve çoğunluğu emekli olan kuru kalabalığın yaptığı ilk iş, güneş kendini gösterir göstermez – kış bile olsa – alçak sandalyelere veya taburelere oturmak ve çevreyi kaygısız edalarla izlemekti. İşte onların bu görüntüsünü, güneyden yuvasına dönmüş leyleklerin yuvadan etrafı kolaçan etmelerindeki şaşkınlık haline benzetmesini de hatırlamayacaktı.

Şadırvanın çevresindeki çınar ağacının öyküsünü daha fazla zaman geçmeden mutlaka yazmalıydı. Yazmazsa bu küçük Anadolu şehri, insan ömrünün akışından geriye bırakacağı bir değerden mahrum kalacaktı. Belki bu çok önemli değildi ama şadırvanın ve yaralı çınar ağacının önemini anlayan mutlaka birileri çıkacak ve “İyi ki böyle bir öykü yazılmış, o dönemlere ait içimdeki karanlık mağaralar aydınlandı.” diyecekti. İşte bu önemliydi.   

Şadırvanda konuşulmayan hiçbir konu kalmamıştı. Acaba bu yüzden mi miadını doldurmuştu. Daha önceleri halk için farklı hizmetler amacıyla kullanılmış bu mekâna milletin parkı yakışır mıydı? Merak konusu buydu. Herkesin bir fikri vardı ama hiç kimse söylediklerinin eyleme dönüşmesi için hiçbir girişimde bulunmuyordu. Belki büyük çoğunluk “Şadırvan sayesinde üç dört ailenin evine ekmek gidiyor.” diyordu. Sorun da buydu zaten. Yalnızca diyordu.

Şehrin tam da göbeğindeydi Şadırvan. Eski bir minarenin görüş alanındaydı. Küçüktü ama şehirdeki hemen herkesin uğrak mekânıydı. Şu bir gerçekti ki buradaki şiir sohbetleri, define avcılarının gizli konuşmaları, sevdiğine açılamamış müzmin âşıkların fısıltılı seslenişleri üç kameriye de yıkılınca toprakların altında kalacaktı. Öyle de oldu. Şadırvan Çayevinde konuşulanların hepsi kolonların altına gömüldü. Burada yapılan o doyumsuz sohbetlerin tekrar hortlamasından endişe mi ediliyordu ki şadırvanın yıkıldığı yerin üstüne bir de beton döktüler. Betonun üstüne parlatılmış mermerler ve en nihayetinde bir de  kuş havuzu kondurdular.

Başka yerde de dertleşirdi insanlar, başka çay ocaklarında, başka ağaçların gölgeliklerinde başka parklarda, belki başka köşe başlarında. İnsanı üzen, derinden etkileyen bu değildi. Yıkım sırasında şadırvandaki iki çınar ağacının gövdesinde oluşan kepçenin darbe izleri, görebilen gözler için en üzücü olandı. Şadırvan yıkılmasa çınar ağacının hikayesi de yazılmayacaktı. Şadırvanın harabeye dönmesi insanın içini kanatan en büyük yıkımdı.

Kepçe, şadırvanın yarım duvarlarını, parke taşı görüntüsü verilmiş kolonlarını devirirken o iki çınarın gövdesini zedelemişti. Zedelemekten de öte bir şeydi aslında. Hele de caddeye bakan ve kaldırımın hemen dibindeki küçük çınarın birkaç yerinde derin yaralar açmıştı. Beyaz bir sıvı aktı çınarın gövdesinden. Duru, berrak, pırıltılı bir sıvı. Gözyaşından başka bir şey olamazdı bu. Yoldan geçen birkaç kişi göğsünde hissetti çınar ağacının acısını.

Mahir, çarşıya her çıkışında bu iki çınar ağacındaki yaranın durumunu görmek için şadırvandan kalan harabeliğe uğradı. Küçük çınarın gövdesinde açılmış yaranın kapanması iki ayı buldu. Kendisinden başka çarşı esnafından birileri de “Oh be, kurtuldu çınar ağacı! demiş miydi? Yoksa çınarın derin yarası kimsenin umurunda olmamış mıydı, bu belli değildi. Ona göre canlı olan her şey insan gibi olmasa bile acı çeker, üzülür, sevinirdi. Küçük çınar ağacı da çok acı çekmişti.

Elini çınarın gövdesinde gezdirdi Mahir. Ensesinden boynuna ılık; hayır, daha çok serin bir ferahlığın dolduğunu hissetti. Çınar ağacı kurtulmuştu. Yarası kapanmış, iyileşmişti. Tıpkı insanlarda olduğu gibi yara iyileşmişti ama çınarın gövdesinde izi kalmıştı. Olsun, dedi, bu da iyi bir şey. Sevindi. Sırtını dönüp gitmek üzereyken elinde çekiç ve çiviyle çınar ağacına yönelen birini gördü. Çarşı esnafından biriydi bu. İşte, dedi Mahir: “Hikayemin içine aradığım hikaye. Aylardır aradığım hikaye bu.”  Bacakları çelimsiz, koca kafalı tıknaz esnaf, tam da çınardaki yara izinin olduğu yere çivi çakmak istiyordu. Elinde, sac üzerine siyah yazıların bulunduğu minik bir reklam tabelası vardı. Şehrin iri kıyım meczubuyla tartışmaya başladılar. Meczup çınara çivi çaktırmamakta kararlıydı. Vücudunu tıknaz esnafa siperledi.  Yoldan gelip geçenlerden de birkaç kişi olaya dahil oldu. “Yahu, Allah’ın garibiyle ne uğraşıyorsun, yazıktır.” dediler. Esnaf, sonunda pes etti. Meczup, çınar ağacının dibine oturdu, elini kulağına aldı ve bir türkü mırıldanmaya başladı. Meczubun bu türküsü, çınar ağacının dallarına dokundu, yapraklarını kımıldattı. Yıkımdan sonra çınar ağaçlarını terk eden serçeler geri döndü. Çınarın dallarında ötüşmeye başladı. Çınarın yapakları güneş ışığının da etkisiyle yaldır yaldır etti. Yapraklardaki parlaklığı, canlılığı, neşeyi, tazeliği bir Mahir bir de meczup gördü. Meczup da Mahir de anladılar ki şadırvandaki çınar ağacının öyküsünü yıllar sonra okuyanlar ve şu düşünceye varanlar da bu sırra erebilecekti: Yaralı çınar ağacı, Şadırvan Çayevinde konuşulan her ne varsa kökleriyle tüm bedenine çekecek, burada yaşanmış tüm insani duyguları, hayalleri, sevinçleri, hüzünleri dallarında ve yapraklarında yıllar sonrasına taşıyacak. Her rüzgâr esişinde yapraklarındaki hışırtılar ile altında oturanlara şadırvanın hüzünlü yıkılış hikâyesini mırıldanacak. Hikâyelerin başkişileri mendil satan, boynu bükük Suriyeli iki çocuk olacak; tespih satan seyyar satıcı olacak; makaronlara tütün dolduran ablak yüzlü, esmer beyazı tütüncü olacak; yaralı çınar ağacına canı yanmasın diye çivi çaktırmayan meczup olacak. Hikâyelerin başkişileri, yıllar sonra şadırvanın hikâyesini yaralı çınar ağacının yapraklarından duyabilen yürek kulağı hassas, günlünü kuşlara ufalayan insanlar olacak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Ayakkabı Bot ve çizme Günlük ayakkabı Bot ayakkabı modelleri Çizme ayakkabı Terlik ayakkabı Sandalet Babet Spor ayakkabı Topuklu ayakkabı İç giyim Mayo Çorap Fantezi giyim İç çamaşır takımları Sütyen Gecelik Pijama takımı Gece elbisesi Plaj giyim Giyim Büyük beden Tesettür Etek Trenckot tarz eşofman takımları bayan Mont Gömlek Pantolon T-shirt Sweatshirt Kırmızı elbiseler Ceket

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram
erotik hikaye sex hikaye seks hikayeleri ormanda tecavüz izle