YAŞ OTUZ BEŞ YOLUN SONU

 – EBUBEKİR KAYA

*

Cahit Sıtkı’nın Otuz Beş Yaş şiiri herkesin malumu olan, duyanların ekseriyasının şiirin başlığından öte şiirden bir dörtlük ezbere bilmediği, kanıtlanmamış lakin kesinliğe yakın bir iddiadır. Şiirin bu denli insanlar için akılda kalıcı olmasının sebebi ömre çetele tutmuş olmasıdır. Otuzuna gelen her insanın yolun yarısına az kaldı, yolu yarılamak üzereyiz gibi atıfları çokça duyulmaktadır. Aslında bu tespitin ana kaynağının Dante olduğuda ayrıca bilinmektedir. Peki ne olduda hiçbir bilimsel delili olmayan bu tespit insanlar arasında bu kadar itibar gördü gelin beraber şöyle bir bakalım.

            Günümüz insanı ruhsal açıdan büyük bir yıpranmanın eşiğinde yolculuğunu yapmaya devem ediyor. Çoğu, karakterini bölümlere ayırmış halde maskelerle yaşamak zorunda. Bireyi yalana sevk eden iş hayatındaki zorlayıcı gerçekler onu mesaisinden lezzet alamaz hale getiriyor. Kişi, sosyal medyanın erozyonu nedeniyle mutluluk planlarını maddi kaygılar üzerine bina ediyor. Otuzlu yaşlarda iş hayatına atılıp beş sene boyunca mutlu bir hayatın maddi temellerini kurmaya çalışan kişi babasının kuşağına göre hayata on yedi yıl geriden başlamış oluyor. Dünya çok değişti, ölçüler ve ölçütler başkalaştı desek de hâlâ kadınlar altın istiyor, erkekler kıymetleri gözardı edebiliyor. Kısacası fıtrat hiç mi hiç değişmiyor.

            Otuz beş yaşında bir şekilde hayatın bir yerinden tutunmaya çalışan insanoğlu, enerjisini gerçekten yarılamış bir vaziyette yeni bir yaşa merhaba diyebiliyor. İnsanlık olarak yaşantılarımızdan, tecrübelerimizden ders almaya almaya, aynı çukurlara düşe düşe kendimizi psikolojik olarak yolun yarısında görmeyi bir kaçış kabullenişi olarak görüyoruz. Belli bir yerden sonra da yeni bir başlangıca, bazı alışma perdelerini yırtmaya takatimiz olmadığından kendimizi bir patinajın içinde buluyoruz.

            Bir dostum,“belli bir yaştan sonra insan hayallerle değil anılarla yaşıyor” demişti. O anda bunu anlamakta güçlük çekmiştim. Şimdi düşününce gayet iyi anlıyorum. Hep aynı ritüelin içine hapsedilen ruh, yeni bir besmeleye kendinde takat göremiyor. Ezbere bir yaşanmışlık, bizden öncekilerin başına gelenler bizi korkutuyor. Kişi, hayal kurmaktan vazgeçip çocukluğun masumiyetine, gençliğin üşümeyen rüzgarına tutunmak istiyor. İş hayatının melankolisi, aile hayatına olduğu gibi sirayet ediyor. Pili bitmek üzere olan, hayali tükenen insan hâlâ yolun yarısının kaldığını zannediyor.

            Görünüş, bir gerçekliği her zaman yansıtmayabilir ve çoğu zaman aldatıcı olabilir. Lakin tükenmişliğin cümleleri, nerde olsa kendini tanıtır bizlere. İnsan şu yanlışa kapılmaktan kendini koruyamazsa yolu tüketmiştir bence: Bireysellik hâlâ muhafaza edilmesi gereken ve kapital dünyayı yıkacak olan tek silahtır. Son on yıldır insanlar birbirine sadece fiziki olarak değil ruhsal olarak da benzemeye başladı. Bencilliği bireysellik ile karıştırmaya aday kişilikler hızla ön plana çıkmakta. Bu nedenle çoğu insan tükenmişliğin başlangıcını otuz beş yaş olarak kabul etmek zorunda kalıyor. On beş yaşındaki bir gençte ellili yaşların buhranını görmekteyiz. Gereksiz yere dünyanın derdini sırtladığının farkında olmayan bu kardeşimiz bir belletilmişliğin içinde kendi özgür bahçesinin içinde acısını çektiğini zannediyor.

            Halbuki otuz beş yaş, kemalata ramak kalınan yerdi. Algılamamıza izin vermiyorlar. Bireyin sürekli şikâyet hali kendi haklılığının bileti olamayacak ne yazıkki. Bu yaş, insanın ömrünün yarılığının değil zihninin sona yaklaştığının ölçütü. Ruh yorgun, akıl karmaşık, kalp yaralı, beden hasta. Bu kaçınma arafının içindeki insan, Dante gibi ortasında mıdır ömrün, sorarım sizlere?

                                                                                             

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram