DUYGUSUZ EV ALETLERİ Adam, mutfaktaki sandalyelerden birine oturmuştu. Tezgâhta konuşlanmış tost makinesiyle hararetli bir tartışma içindeydi. ”Sen beni asla anlamak istemiyorsun!” diye bağırdı. “Senin
ŞİİR
Takvimsiz Duvarlar
toprağa tutunmayı unutan insanın kuru bir telaş yayılınca yüzüne üşür ya hani rüzgara kapılan evlerin perdeleri sormaya korktuğu haberler dökülür yollara sonra ayrılıktan göz
DAYAN KARDEŞİM DAYAN
* Merhameti bürünmüş mazlum börkü giyenler, Hayvanları severken insanı unuttunuz. Onu bunu es geçip illaki ben diyenler, Sizin ise yapanlar yanlışları tuttunuz. * Çocuklar
GÖÇ DAVULU ÇALMADAN
Kalbe dermân arayan bulur Allah! diyerek. Gönül müheyyâ olur Resûlullah! diyerek. “Lâ!” diyenler “illâ”nın sırrından ilhâm alır, Zât-ı Mevcûd u Meçhûl Ol Padişah
Çelişkinin Yankısı
çağ ve çiçek eğilimi çelişki mi senin kitabında zan kayıtları tutturan zahir ikili bakışların altında gölgesiz kaç titreyiş var / görüyorum sen çocuk kuşları
ZAMANI OLMAYAN FANUS
biter miydi sere serpe uğuldayan yalnızlığım aşk bir devrin şanı olur muydu yutkunurken boğazımı serinleten yürüyüşündeki endamın gözlerin kadar büyük değil miydi
MUĞLAK BİR DERİNLİK
ateşten sarkıtlar yok edebilir ikimizi yok olurken gökte yitirirken tüm ağırlığımı yere basarken aklıyor, paklıyor bir bıçağın zaafı tüllere tutunmuş karanfilleri sessiz
SOĞUK AŞKLAR MEVSİMİ
– rüzgâr üşürken kaldırımlarda, bir sessizlik çöker şehrin yüzüne. yarım kalmış cümleler donar, aşkın nefesi bile düşmez gözüne. – kışın saçlarına kar değmiş gibi
GÜZ GAZELİ
Hazân indi gönlüme, kayboldu sözde âhenk. Varlıkla yokluk aynı terazide oldu denk. Yol içimde sınandı, yazıldı taşa sessiz. Ömrün macerasına her hatıra bir
ÜÇ KİŞİ
kurşun yağıyor geceye bir duvar dibinde yağmur gibi ıslanıyor bedenlerimiz üç kişiyiz yıldız gibi açıyor kızıl gece ölüm rötarlı bir tren geldi gelecek bedene










