ayakkabı doğar güneşin eşiğinde dişlilerin arasına sıkışmış biri beni yerde arayan nafile dünyanın pili masada sökük daralan odalardan taşan zaman sultanahmet kapısında yağmur
ŞİİR
KARŞILAŞMA
sen sabah öpücüklerindeki gizli sır ağzımda hâlâ nilüfer tadı bırakan uyanışım senin kokunla çiçeklenir ey, sessizliğinde sabahın ezgisi yeşeren! çantamı renk ve ışıkla doldur
YALNIZ
kim ben mi yalnızmışım? geç bunları bir kalem. her turunda birbirinden daha da uzaklaşan galaksiler varken, her biri birbirinden milyonlarca ışık yılı uzakta
On Yedi
Uzak şehirler susturuldu duvarlar konuşmayı bıraktı savaş geri çekilmedi sadece yön değiştirdi köyler artık bağışlanmadı köyler sadece kaldı ateş yürüdü isimlerin içinden geçti gökyüzü
İSTANBUL’U DİNLEMEK
Açmaya durmuşlar İstanbul’un erguvan çiçekleri Bir gerdanlık gibi nazenince, zarifçe, nadide Boğazın iki yakasında renk cümbüşleri var Marmara ebrulu renklerle görklü sanat şöleninde Kırk
ŞEB-İ YELDA
Her kulun bir şeb-i yeldası vardır, Örmeye çalışır gam duvarını, Bir türlü oturmaz taşlar yerine Sen dışarda gezintiye çıkarsın, Başıboş bulutlar odana dolar,
Uzak Liman Yalnızlığı
gecenin kıyısındasın ve tekinsiz saatler içimde yokluğun kanayan kör bir kıymık ucu dağılır namlu gölgesine çarpan derin sessizlik güz kokuları sürülmüş bir şafakla uzak
ARZUHAL
* Karanlık şafaklarda gün doğacak, beklerim. Had bilmezler Kuran’ı yakıyorlar Efendim! Ümmet can çekişiyor, uğrunda emeklerim. Münafıklar her yerden çıkıyorlar Efendim! * Seni anarken
Kalabalık Kataloğu
I aşk kelimelerini yıkayıp astım yalnızlık balkonlarına – kanım kurusun böyle yapmazsam – II susuz bir çeşme hıçkırığı dudağımdaki şu damla damla acı –
AVUCUMDA KIRMIZILIK
dört el dört ayak dört gözle aradım bedenim iki parça yarısı genç, yarısı ihtiyar üst çenem ana diş alt çenem protez üzüm bağı dilimde










