yeşermez bu kabuk, patlamaz bu göz, geçse de üstünden iki bahar yaz. çiçek de meyve de tohum da tutmaz; mangalına kömür diye at beni,
MANŞET
EL
ellerin ellerime el yazamadı kalem diyemedi dil eridi mum tükendi kandil önce ateş sonra kor şimdi kül hoşça kal ve beni affet yapabilirsen yangın
ZOR
Göçmen kuşlar tersine göçer mi? Zor! Irmaklar tersine akar mı? Zor! Güneş olmadan tohumun patlaması ve çimlenmesi mümkün mü? Zor! Bir cümlenin hangi ögesi
SİYAH BEYAZ VE GRİ
– şimdi veda etmenin vakti geldi sanırım, hanginizi üzdüysem ondan özür dilerim. çayda çıra oynayan çocuklara emanet, akşam vakti hüznüyle yazılmış şiirlerim. – beni
AHRA AH!
yarım kalmış duâ’nın bir tugan’ın hakas’ın tuva’nın altaylar’ın o münbit doğa’nın resmidir, resmidir ötüken’inyesi’nin. âdem’in, nuh’un; kutlu yâfes hikayesinin. naxşa’sı yarım kalmış uygur’un, soylu
BIKKINLIĞIN ORTASINDA KALAN
Şimdi ne yapacağını bilemiyor oluşumun bilmem kaçıncı dakikasındayım. Rüzgarın hafifçe kımıldattığı perdelerin ardındaki serinlikten bakıyorum dünyaya. Bakıyorum ve görülecek bir şeyi kalmamış olan bu
BİR ANNENİN ÖLÜMÜ ÜZERİNE
Bu yazıyı sadece bir küçük kıza yazmak istiyorum. Evet. Sadece ona… Sarı saçlı kalın gözlüklü bir kıza. Sırtında yeşil çantası ve üzerinde bordo ceketi
DİKEN
kanatırken dikenin ağzımı gülümseyen gözlerinse alaycı biliyorum ömür boyu sürmez baharım şüphesiz tadacağım hazanı susmuyor telefonlar çalıyor art arda gerisin geriye akıyor kum taneleri
SONBAHARIN SON YAPRAKLARI
Okulla ev arasındaki yolu sürekli yürüyorum. Mevsim fark etmiyor. “Yürümek, yenilenmektir.” dediği gibi şairin; kendimi, zihnimi, bedenimi yenilenmiş hissediyorum attığım her adımda. Mevsimin sesini
BİR AŞK CEMRESİ
Mevsim bahara erdi, renk yeşile dönüştü; Yüreklere semâdan bir aşk cemresi düştü. Ilık bir rüzgâr esip tutuşturdu kalpleri, Kızgın çöl sıcağıdır sevdâ Âdem’den beri.










