ebediyet yurduna adım adım yürüdüm, nefis denen kaçkını peşim sıra sürüdüm. – istikamet aşikar niyetim Hak rızası, amelim tartılacak defterim açılacak. her fiilin rengine
ŞİİR
Saklı Seher
kerkük urumçi srebrenitsa gazze haddini bilmiyor işte bu acıların çarşaf çarşaf ıslak hüzünleri vicdan sustu gölgeler yitti kuytulara sinmiş bu zifiri karanlıkta neyin nesi demeyin
ÖKSÜZ
ben bilirim acısını gözlerinden akıtamayanların yutkundukça daha da acır iç yaraları gözleri kısık kirpikleri uzun yanaklarında gamzesi her şey yerli yerinde yakışıklı bir
SİYAH/BEYAZ
işim olmaz güzelim benim ufak tefekle, paradokstan beslenir metaforu severim. kulelerim sarsılmaz tankla topla tüfekle, rastgele mermi atan kör bir uçaksavarım. – güç öğrendim
Belki Zamanımı Yadsıyorum
Efkârım, ki zannederim bir kuğu rakkas ettiren şu boynumu kimi kimi hasreden geçen günlerimi… Dirimsiz, gri kentin boyunduruğu! Yinedir ufunetle ‘der terennüm bezginlerin
GAZZELİ ÇOCUK
seni böyle yazmak istememiştim ben gazzeli çocuk seni tanımadan önce parkların ölüm şehri olduğunu akletmemiştim akletmemiştim henüz ölecek kadar büyük olduğunuzu yüzümdeki tebessüme anlam
MAHALLE SUSUNCA ŞEHİR KONUŞMAZ YİTİP GİDEN BİR SESSİZLİĞİN ARDINDAN
Bir zamanlar şehirler konuşurdu. Ama bu konuşma, çığlık değildi. Gürültü hiç değildi. Bir mahallenin ortasındaki çay ocağından yükselen selamlaşma, bir sokak başında oynayan çocukların
SİYASİ KONUŞMA
Değerli hazirun ve kıymetli misafirler Burada önemli bir şey söyleyeceğimi sanıyorsunuz Yanılmıyorsunuz ama anlamayacağınızı biliyorum Ciddiye alınacak şeyler var alınmayacak şeyler Boşluğun doldurduğu kafalarınız
ANILAR-I
ne zaman yaslansam geçmişe doğru çöker derinime mahzun bir bulut. ipe dizilmiş rengarenk boncuklar gibi hatıralar kımıl kımıl canlanır genzimde o mevsimlerin kokusu de
GÜLŞEN’DEN
– İkrârım ki güldendir, elest bezminden beri Yazan yazmış yazgısın, güle sarmış gönlümü. Şeksiz şüphesiz sevdam, Hakk’tan gelen armağan Aşkın bir iman ile dile










