ey Muhammed’in göz aydınlığı özlem şehrinin başkenti ey vuslat busesi deniz kokusu uzak diyarların içli türküsü seher vakti pencereden dolan inşirah ey
ŞİİR
Ayakkabı Boyacısı
yüzünde bir dünya ayak izi sende mi gittin hacı abi. hangi renkti hayalinin tuvali biliyorum siyah değildi elinde ki fırça sesinle boyardın sevgiliyi işte
NARÇİÇEK
– Dertlerimi eğirip kirmene sarıyorum, Kerem’in izindeyim Aslı’mı arıyorum, Dönüp dolaşıp yine hep sana varıyorum. Allah yazdıysa seni alasım var Narçiçek. Şu gönlümü dertlere
ACEMİ ŞAİR
volkanın devinen magması gibi yakarak her geçtiği yeri olabildiğince yakmalı kelimeler dağlamalı yüreği. acemi kalıyor sözcüklerim sanki yapmacık, sanki çiğ. heykeltıraşın; -bulamayınca aradığı ruhu-
RİYASIZ
“ben sana mahcubum yalnız sen bilirsin” kömürsü yanlarımı yonttuğum günden beri kınına sığmıyor iyimserlik kılıcım keskin tarafından akıyor soylu insan
Şiir Rengi
Sen ki aşk fotosentezi a. Yağmurlar giyinmiş bir zamanla geldik buraya benim üzerimde A d e m gömleği senin üzerinde Havva titremeleri Sonra
DÜŞMEMİŞ
Kurt taksim eylerken dünya nimetin Koyuna, kuzuya pulu düşmemiş. Bağban bin bir türlü çekmiş zahmetin, Bülbülün bahtına gülü düşmemiş. * Kurtla yoldaşlığın bedeli vardır,
BAĞBAN GAZELİ
-Mehmet Osmanoğlu * Bağban hâr-ı nâlânın feryadını duyarsa “hak mıdır ki bu gonca öz dalına ağyarsa” kimse bilmez ve görmez içindeki yarayı bağrında açan
İNSANLIĞIN GEREĞİ
Kasılman boşadır, varlığın boşa! Adamlık nefisten tavizle olur. Yaratan görmez mi sanırsın hâşâ! Giderken yanında yaptığın kalır. * Vurarak kırarak menzil alınmaz, Bir gönül
EMANET KOKULAR
bir çiçeği koklayacak gücümüz yok artık yürüyerek tamamlarız günleri sırtımızı dayadığımız dün eksilir pencerelerden yana yakıla tüketiriz yönleri artık hiçbir şey eskisi gibi ölmez










